Cüssolar birbirlerini gerçekten yerler mi?

Prof. Dr. Ali GÜLTEKIN
Arzu YETIM (Araştırma Görevlisi)
(Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Ogretim Elemanları)

Bu adı duyar duymaz bir çocuğun bu kitabı satın almayacağını ya da bu kitabın onun ilgisini çekmeyeceğini düşündüm. Nedeni ise açık. Kitabın adı olan Cüssolar yabancı bir yazarın Türkçeye çevrilmiş bir kitabını anımsatıyor insana. Ama elime alıp da okuduğumda, bu kitabı bir çırpıda okumayacak çocuk düşünemedim. Kurgusunun, dilinin, öyküsünün, karakterlerin, ara sıra satır aralarına yerleştirilen anadil Türkçenin güzelliklerinin gerçekten çocuklara çok şeyler kazandıracağı kesin. Bu nedenle gerek anne babaların, gerekse eğitimcilerin mutlaka çocuklarına okutmaları gereken bir kitap desem abartmış olmam.
Top Yayıncılık'ın Türk Çocuk ve Gençlik Edebiyatına kazandırdığı 18.04.2011 doğum tarihli Cüssolar kitabının resimlemesi ise, Anıl ve Ozan Tortop tarafından yapılmış. On yaş üstü okurlar için böyle bir kitabın resimlendirilmesine gerek var mı şeklinde bir soru gelebilir akıllara. Ancak uzman gözüyle bakıldığında çizimlerin ne abartılı ne de çocuk okuru hafife alıcı türden olmadığı tespit edilebilir. Resimler öyküye o kadar usta bir şekilde yerleştirilmiş ki, okurun adeta resimler eşliğinde, diğer bir ifadeyle öyküye eşlik ederek daha farklı dünyalara girmesine, gerçekle fantezi arasında gelgitler yaşamasına, bilimle çocuk arasındaki bağlantının güçlenmesine katkı sağlayacaktır.
Bu noktada, çocuklar için bir kitap yazma cesaretini gösteren ve ilk çalışmasında oldukça başarılı bir grafik çizen Özlem Yıldızı da kutlamak gerekir. Kitabının hemen başında dile getirdiği gibi, ileride onun "işlenmeyi bekleyen hazinesi" çocukluk anıları "betonlar arasında büyüyen çocukların düşüncelerini yeşertme, düşlerini çoğ'altma..." konusunda önemli bir yer tutacağı kesin.
Öykü, anne tavuğun bahçede yavruları ile gezerken roman kahramanı Girgin'in yavru civcivlere yakınlık göstermesi ile başlar. Anne tavuk yavrularını korumak adına onu kovalar. Girgin günün birinde Profesör dayısını ziyarete gider. Dayısına civcivlerinden söz eder, ancak bir türlü büyümediklerinden yakınır. O ara Girgin dayısına ne ile uğraştığını sorar. Dayısı, üzerinde çalıştığı bir deney olduğunu söyler. Bu deneyin ne işe yarayacağını sorar. "Büyümeyi düzenliyor. Hıziandıracak da biraz. Epeydir deniyorum. Cüceliğe çözüm arayışında çığır açabilecek bir ilaç bu" (s.9) yanıtını alan Girgin'in yüzü aydınlanir ve dayısından biraz kendine o ilaçtan vermesini ister. Neden istediğini soran dayısına büyümeyen civcivleri için olduğunu söyler, Dayısı onu kıramaz ve küçük bir şişeyle bir miktar verir. Bu ara Girgin'e ilacın nasıl kullanması gerektiğini de anlatır. Girgin'e ilacı haftada bir kez bir ölçek civcivlerin içecekleri suya katmasını söyler. Girgin kümesteki su kabına bir ölçek ilaç koymaya çalışırken şişe su kabının içine düşer. haçlı suyu atmaya kıyamayan Girgin anaç tavuk ile civcivlerine ilaçlı suyu öylece verir. Işte ne olursa ondan sonra olur. Ertesi sabah kümese giden Girgin şoke olur. Anaç tavuk ve civcivler kümeste yokturlar. Kümes paramparça olmuştur. Konudan arkadaşı Vira'yı haberdar eden Girgin çevrede tavuk ve yavruların izini aramaya koyulur. Gördükleri ayak. izleri karşısında şoke olan Girgin ve Vira, iri cüsseli tavuklann izlerinden dolayı anaç tavuk ve yavrularına başkaları tarafından da neden söz ettikleri anlaşılmasın diye iri yarı anlamına gelen Cüsso adını verirler. Hepsine birden de Cüssolar adını takarlar. Adını da buradan alan kitabın öyküsü, bu Cüssolar ile Girgin, Vira ve Zeren'in maceraları üzerine kurulur. Yazarın bu tutumu çocuk okurlarda şüphesiz onları yaratıcı kılacak, onlarda okuma sevgisi oluşturacak ve her şeyde önemlisi yaşama eleştirel bir gözle bakmalarını sağlayacak bir olgunun ortaya çıkmasına katkı sağlayacaktır. Zira antiotoriter bir anlayışla kaleme alınan çağdaş çocuk ve gençlik edebiyatının en önemli özelliklerinden biridir bu durum.
Bu noktada şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bu denli başarılı olan bu eseri yazar Yıldız keşke bir sona bağlamamış olsaydı ve çocuk okurlar da uçup giden iki Cüsso ile mağaraya giden kasaba halkıyla ilgili olarak düşünmeye devam etselerdi. Diğer bir ifade ile yazarın parmağını orada görmeseydik. Ama sevindirici olan daha ilk çalışmasında masal, fantastik öykü ve fabl türünü bir potada eriterek Türk çocuk ve gençlik edebiyatına yepyeni bir çalışma örneği sunan Ozlem Yıldız'ın edebiyat dünyasına kazandırılmış olmasıdır.
Zira Cüssolar da, "Ah, ah." ... "Eskiden ne rahatmışız. Küçük bir solucan, birkaç tohum, bir avuç mısır karnımızı doyurmaya yeterdi. Şimdi doymamız ne zor! Galiba sonunda birbirimizi yiyeceğiz." (s.31) diyerek doğal dengenin bozulmasından yana şikayet ederek yazarın iletisini biz okurlara hissettirmektedirler.
Sonuç olarak söylemek isterim ki, hem çocuk ve gençlik edebiyatı alanına başarılı bir giriş yapan yazarımızı hem de Top Yayıncılık'ı çocuk ve gençler adına bu başarılı çalışmalarından dolayı kutluyorum. Son olarak önerim, ebeveynler ile öğretmenlerin bu eseri mutlaka çocuk ve gençlere okutmaları için gayret sarf etmeleridir.