İyi Kitap Gazetesi, Haziran 2010, Bir Sürü N Bir K

Çocuklara yaşam kılavuzu olacak neşeli şiirler…

Kitap İçi'nde bu ay Nursel Çetin'in Bir Sürü N Bir K adlı kitabından seçilmiş çocuk şiirlerine yer verdik. Haylaz Çocuk'un aya uzanan düş gücü, yaşamı ve dostluğu öğreten Dostluğun Türküleri, sıcak yaz günlerinde ada sefalarını özleten Çatıda Deniz Var ve hatıraların simgesi Fotoğraf!

Haylaz Çocuk

Ayın çengeline
Salıncak kursam
Gelip geçen uçakları
Kuyruğundan tutsam.

Güneş saçımı okşasa
"Seni yaramaz" diye
Rüzgârı içime çeksem
Üflesem gemilere.

Toplasam yıldızları
Ceplerime yağsın diye
Bulutları boyasam.

Bugün sınavım var
Biraz daha uyusam.

Fotoğraf

Annemin uzattığı
Fotoğrafa baktım
Gülümsüyor bir çocuk
Gözleri boncuk boncuk

Bir odanın ortasında
Yürümeye çalışıyor
Dikkatlice bakıyorum
Bu çocuğu tanıyorum.

İlk mücadelem
İlk başarım

Hatırladım

Bunlar, benim
İlk adımlarım.

Çatıda Biri Var

Bir güvercin
Bir olta
Oyunlar oynadık
Bugün çatıda.

Ben olta attım
Düşümdeki denize
Balıklar çektim
Akşam yemeğinde.

Güvercin martı oldu
Çığlık çığlığa uçtu
Vapurda bir yolcuya
Kanadıyla selam durdu.

Sonra akşam oldu
Martı gitti
Deniz bitti.

Dostluğun Türküleri

Bir ağaçtan öğrendim
Sabırla beklemeyi
Hiç acele etmeden
Yavaş yavaş büyümeyi.

Sonbaharın gelişini
Dönünce göçmen kuşlar
İlkbaharın gelişini.

Bir ağaçtan öğrendim
Doğanın değerini
Eşsiz kokular buldum
Doldurunca ciğerimi.

Bir ağaçtan öğrendim
Dostluğun güzelliğini
Ağaç benden öğrendi
En güzel türküleri.

Remzi Kitap Gazetesi, Haziran 2010, Maskeli Kıraça

Maskeli Kıraça

"Bu kadar yeter artık, istemiyoruz başka hediye!"

Balıkları severim. Resim çizen balıkları ise çok severim. Fidan. Ç. Kaplan da yeni ve geleceği parlak, yetenekli yazarlarımızdan. Tınmaz Dizisi'nde çok beğenmiştim. Genç yazar bu ilk çocuk romanında sınavını başarıyla veriyor. Üstelik kent ile doğayı birleştiren bu roman bir aile ürünü. Ara tonları güçlü veren sulu boya resimler eşi Semih Kaplan'a ait. Yazar, Galata Köprüsü altındaki istavritleri ve kıraçaları anlatırken onlara insansı isimler vermiyor. Başkahraman resim çizen ve büyük balıklara av olmamak için köpek balığı maskesi yapan yetenekli mi yetenekli Kıraça. İstavrit sürüsünün Lider'i, korkutucu Lüfer, Orfoz ve Denizyıldızı da diğer kahramanlar. Yazana göre büyük balığın küçük balığı yutması balıklar için çok alışıla geldik, sıradan bir şey. Ama asıl düşman başka! Üstelik canlı bile değil.

Yazarın anlatım ve dildeki başarısı övgüye değer. Bir çırpıda okunuyor. Ayrıca deneysel metinler üreteceğini, dilde farklı arayışlar içinde olduğunu ve önemli meseleleri işleyeceğini de bize bu kitapla muştuluyor. Siz siz olun bir deniz hayvanı ile karşılaştığınızda sakın "temiz denizlerde yaşa…" ve ayrılırken de "düşmanlarınız sizi görmesin…" demeyi unutmayın. "Bu bir dalgasız deniz şakası mı yoksa!" (syf:15) cümlesinin çocuk okurların ağzına sakız olacağından eminim.

Hani şu denize atılan hediye çöpler var ya. Balıklar artık hediye istemiyorlar! Galata Kulesi balıkçılarına duyurulur! Ayrıca kitap, arka kapağında logosuna yer vererek DenizTemiz Derneği'ne (TURMEPA) destek oluyor.

Radikal Kitap, 28 Mayıs 2010, Arsadaki Çadır

Bak beyim sana iki çift lafım var

Her şeyin para demek olmadığını, para kazanmanın tek yolunun çevreyi kirletmekten ya da insanları ezmekten geçmediğini anımsatıyor 'Arsadaki Çadır'. Romanın konusu ve atmosferi Türk filmlerini, karakterlerden biri de Münir Özkul'u andırıyor.

1997 ya da 98 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam. Ne yazık ki yayımlanma şansını hiç bulamayan bir derginin bulmaca sayfası sayesinde tanışmıştım Nevzat Erkmen'le. Kendisiyle görüştüğüm, Sıraselviler'deki, eski ve büyüleyici apartmanın yüksek tavanlı, sayısız odası ağzına kadar oyuncakla doluydu. Daha önce hiç görmediğim, insanın ağzının suyunu akıtan türden oyuncaklarla. Nevzat Erkmen belli ki seviyordu oyun oynamayı, ancak ben ona oynamayı teklif edemeyecek kadar tıfıldım o sıralar, dolayısıyla geçti Bor'un pazarı…

Arsadaki Çadır'ın kapağında Nevzat Erkmen'in adını görünce sanırım bu nedenle pek de şaşırmadım. Çocuklar için kalem sallaması gereken isimlerden biriydi benim gözümde. Zeki bir adam, oyun oynamayı seviyor, bu konuda epeyce de tecrübeli üstelik. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinin Zekâ Oyunları köşelerini yönetmesi, Dünya Zekâ Oyunları Federasyonu kurucu üyesi ve Türkiye temsilcisi olması, Türkiye Zekâ Oyunları Kulübü'ne dünya üçüncülüğü kazandırması boşuna değil. Şimdilerde bayraı gençlere devredip Türk Beyin Takımı Onursal Kaptanı olan Erkmen, Arsadaki Çadır'ı 1979 yılında yazmış. (Malesef, kitabın, yazıldığı yılda basılıp basılmadığını ne Erkmen'in giriş yazısından ne de kitabın künyesinden öğrenebiliyoruz.)

Romanın konusu ve atmosferi, bizim kuşağın hala daha sevgiyle yaklaştığı o güzelim Türk filmlerini andırıyor, en azından bende bu çağrışımı yaptı. Diline diyecek yok. Çağdaş (Türk) çocuk yazınında maalesef alışık olduğumuz, ısrarla öğretici olma hali Erkmen'in romanında, yetişkinlere salık verdiği davranış biçimlerinde şaşırtıcı bir şekilde gösteriyor kendini. Bunun bir yenilik / sıradışılık olduğunu inkâr etmek sanırım yazık olur; romanın yazıldığı tarih düşünülürse çocuk yazınının gelemediği yer açısından da üzücü bir durum tabii.

Çocuklar Üzerine Çalışan Bir Akademisyen

Yazarın kitabın girişine yazdığı hayat hikayesi, önsöz karışımı metinde dile getirdiği gibi, 'çevre ve ruh kirliliği' üzerine bir roman Arsadaki Çadır. Bu yıl otuz bir yaşına girdiği düşünülürse güncelliğinden bir şey kaybetmemiş, aksine ele aldığı meseleler daha da önem kazanmış bir roman olması da övgüye değer bence.

Yedi buçuk yaşındaki Fatoş, beş buçuk yaşındaki Can, bir deri fabrikasında yönetici olan babaları Hüseyin Derin, ev hanımı anneleri Gülten ile Derin ailesinin yaşadığı çevredekiler etrafında geçiyor hikâye. Çocukların 'çocuklar üzerine çalışan' akademisyen Metin dayılarının aynı mahallede bir çatı katına taşınması ve mahalledeki çocuklarla bir yaz okulu çerçevesinde yetişkinlerin çocuklardan neler öğrenebilecekleri üzerine bir araştırma yapmaya karar vermesi olayların başlangıcı oluyor.

Metin dayı, o civarda her şeyin sahibi olan Rüstem beyin boş arsasına projesini gerçekleştirmek üçere bir tür okul çadırı kurunca, kendinden başkasını (buna eşi ve oğlu da dahil) düşünmeyen ve görmeyen bu adamın şimşeklerini üzerine çekiyor. Kendisine çadırını alıp çekip gitmesi için verilen kısıtlı süre içinde çocuklarla yapabildiği kadar çok şey yapmayı arzulayan Metin, Rüstem beyi yumuşatamayacağını anlayınca ona faydalı olmanın, parasına para, gücüne güç katmanın işe yarayabileceği sonucuna varıyor. Ailesi, mahalle halkı, fabrika çalışanları ve hatta Rüstem beyin oğlunun da desteğini alarak Rüstem beye karşı iyi niyetli bir harekâta girişiyor.

Karakterler Makaraya Alınıyor

Final, işte o içinde yaşanan hayatı özlediğimiz Türk filmlerininkini andıran bir romantizm taşısa da (Metin'in Rüstem beyi iknası ne derece inandırıcı ne derece özlenen son tartışılır çünkü), gülümsetiyor insanı. Hayatın sunmadığı mutlu sonları sunduğu için de sevindiriyor. Her şeyin para demek olmadığını, para kazanmanın tek yolunun çevreyi kirletmekten ya da insanları ezmekten geçmediğini anımsatıyor Arsadaki Çadır. Romandaki Metin karakteri de Münir Özkul"un bir tür genç versiyonu olarak sadece mahallelinin ya da işçilerin değil, okuyanın da gönlünü kazanıyor. Münir Özkul'un kararlı ve acıklı hallerine akraba duygu ve davranışları Metin'de görmek mümkün. Ayrıca Erkmen'in karakterlerini ufak ufak makaraya alması da hikayeyi sulandırmadan matraklaştırmış.

Hüseyin ve Gülten Derin çiftinin çocuk yetiştirirken kullanmakta ısrar ettikleri gerçekçi tutum (yavrum seni leylekler getirdi gibi bir masalı anlatmak yerine anatomi atlası kullanmaları) ya da anne baba arasındaki görüş ayrılıkları (birine göre yapılamaz ya da kötü olanın, diğerine göre yapılabilir ya da iyi olması, aşırı korumacı çocuk yetiştirme tarzımızı pek güzel eleştiriyor) ve çocukların gözünü açmakla kalmıyor, ebeveynlere de sesleniyor.

Keşke Erkmen'in hayal ve teşvik ettiği, John Holt'un da yazdığı gibi insanların eşlerini seçebilmeleri, geçinemediklerinde de boşanabilmeleri gibi, çocuklar da kendilerine istediklerinde yeni aileler, yuvalar seçme hakkına sahip olsalardı. Ama hiç yoksa edebiyat var. Yazarlar çocuklara ve biraz ilgili anne babalara ilişkilerini ve iletişimlerini daha iyi koşullara taşımanın ipuçlarını verebilirler, Nevzat Erkmen'in Arsadaki Çadır'da yapmaya çalıştığı gibi.

Bilmem, romanı okuyan çocuklar ve onlara eşlik eden yetişkinler bu yaz, civardaki bir arsada bir çadır kurmaya kalkarlar mı! Yoksa çadır bahare, birleşmek, kararlı olmak, kuru kuru şikâyet etmek yerine yolunda gitmeyen şeyleri değiştirmek için adım atmak lazım gibi bir noktaya mı varırlar! Bakalım, bekleyelim ve umalım. Ha, bir de unutmadan, Anıl Tortop'a yazarın hayal gücünü destekleyen sevimli çizimleri için selam edelim.

Aslı Tohumcu

Radikal Kitap, 28 Mayıs 2010, Malaventura Markizi

Malaventura Markizi'nin Başına Gelenler

Malaventura Markizi, akıl almaz bir av sever. Ramon'un cümleleri ve Batet'in çizimleri kitabın hemen başında sizi içine alıyor ve başkarakterlerini sevmemizi istemediklerini ortaya koyuyor. Sevmiyorsunuz elbette. Avladığı hayvanların doldurulmuş bedenlerini şatonun her yerinde sergileyen sevimsiz biri o. Niye sevesiniz…

Kanunlar, kurallar mı yoksa kişilerin kendi yollarında giderlerken edindikleri hikâyeler mi daha etkilidir diye düşünürüm hep. Hikâyeler daha önemlidir elbette. Senin hikâyendir ya da senin duyduğun hikâyedir nihayetinde. O yüzden önemlidir, o yüzden değerlidir. 'Av Yasak' yazan bir tabela mı seni daha çok etkiler yoksa Bambi'yi izlemiş olmak mı? Bambi'nin annesinin avcılar tarafından öldürüldüğünde hissettiklerin mi? Bu hikâye ile tanışan biri avlanmayı düşünemez, aklının ucundan bile geçiremez. Olsa olsa avlananları uyarmak için elinden geleni yapmaya, sesini duyurmaya çalışabilir. Bu da en hoşa gidecek sonuçtur bence. Kimse ona Bambi hikâyesinin içinde avlanmak yasaktır dememiştir. Bu hikâyenin ormanı yok eden insanların ne kadar zalim olduğunu anlatmak için üretildiği söylenemez. Bambi'yi izleriz biz. Bambi'den keyif alırız. Onunla yola çıkar, o yol üzerinde bir çok hikâye ile karşılaşırız. Artık ne düşünürsek ne hissedersek… Çıkanlar ya da kalanlar bizde yaratılan hikâyenin esas noktalarıdır.

Bazı harika kitaplar ne kadar kitapçı kitapçı gezseniz de, hayatı hoş çocuk kitaplarını bulup çıkarmaktan keyif almak gibi görseniz de ulaşmayabiliyor size. Sizin dikkatsizliğiniz, dağıtım ağları, kapılan ya da diğer yayınevleri tarafından kapatılan raflar hatta kitabı yayımlayanın başarısızlığı bile buna neden olabilir.

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine beni çok heyecanlandıran bir kitapla karşılaştım. Top Yayıncılık'tan çıkan, Elisa Ramon'un yazdığı, Montserra Batet'in çizdiği Malaventura Markizi isimli bir kitap bu.

Kitabın çevirisi İnan Temelkuran'a ait. Beni etkileyen noktalardan biri bu. Çevremde bildiğim tanıdığım birilerinin çocuk kitapları ile herhangi bir noktada kesiştiklerini görmek, çocuk edebiyatını sevdiklerini fark etmek bana çok hoş geliyor. (Evet, İnan Temelkuran, o İnan Temelkuran. 'Made in Europa' ve 'Bornova Bornova' filmlerinden bildiğimiz başarılı sinema yönetmeni.)

Malaventura Markizi, akıl almaz bir av sever. Ramon'un cümleleri ve Batet'in çizimleri kitabın hemen başında sizi içine alıyor ve başkarakterlerini sevmenizi istemediklerini ortaya koyuyor. Sevmiyorsunuz elbete. Avladığı hayvancıkların cansız ve doldurulmuş bedenlerini dev şatonun her yerinde sergileyen sevimsiz biri o. Niye sevesiniz..

Kara gergedanı koleksiyonuna koymak üzere Afrika'ya yola çıkıyor. Papağan. Gergedan'ın saklanması. Ormandaki arkadaşlarının ona yardım etmek istemeleri. Derken yerliler… Malaventura Markizi, kitabın sonunda her kim olursa olsun, ilk sayfalardaki koleksiyonunu unutamıyorsunuz. En kısa zamanda 2008'de Top Yayıncılık'tan yayımlanan bu kitapla tanışmanız dileğiyle. Siz bari geç kalmayın ben epeyce geç kalmışım çünkü.

Cumhuriyet Kitap, 20 Mayıs 2010, Şiir cebi

Açıl Susam açıl, der demez açıldı Şiir Cebi. Küçücük cebe neler sığmamış ki… Sabahlar, kuşlar, istiridyeler, bulutlar, yıldızlı düşler, sokaklar, trenler, vapurlar, yaramazlıklar… Usta şair Ahmet Günbaş, çocuklar şiirkardeş olsun istemiş, onları dizelere davet etmiş. Kapan susam kapan, der demez kapanmıyor bu kitap, çünkü şair istiyor ki çocuklara hiç kapanmasın kapılar. Şiir Cebi kıpır kıpır bir dille çağırıyor bizi, sığar mıyız içine?

Ahmet Günbaş, bir kucak şiir ve bir avuç gökyüzü ile birlikte İzmir'de doğmuş bir şair. Kucağındaki sözcükleri çocukların sepetine bırakırken hepsini "yitik bir göl kıyısında unutulan çocukluğa" ithaf ediyor. Günbaş ilk ve ortaöğrenimini İzmir'de yapmış. Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirmiş. İlk yazıları Demokrat İzmir gazetesinin Edebiyat ve Sanat sayfalarında yayımlanmış. 1976'da Hüseyin Yurttaş, Ali Rıza Ertan ve Mehmet Kadri Sümer'le, aylık edebiyat dergisi Dönemeç'i kurmuş ve sorumlu yönetmenliğini yapmış. (Dönemeç bugün Türk edebiyatı tarihine geçmiş önemli bir dergidir.) Günbaş şiir, roman, eleştiri, inceleme, derleme ve kitap tanıtım yazıları ile de alana emek verenlerden. Ahmet Günbaş'ın pek çok ödülü de var. Ancak alacağı en büyük ödül çocukların ceplerinden çıkacak şiirlerle yüreklerinden kanatlanacak gülüşer…

Günbaş, yetişkinler için yazan bir şair. İşte, çok sevdiğim "Gitme Baba!" diyen dizeleri: "Sensizsem bir istasyonda gezinirim / Vagonlar bekâr odaları gibi sürüklenir / İzin ver kalayım üç numara tıraşımla / Düşlerim rengârenk olmayabilir / Bil ki hâlâ reşit değilim acılara / Akşamı geciktiren oyunlar bul bana / Gitme baba" (Çağlaçakır adlı kitabından). Günbaş'ın şiir ırmağına daldığınızda, bu örnekteki gibi, özleyen, hüzünlü çocuklar çoğunluktadır. Bu nedenle, biraz tedirgin başladım çocuk şiirlerini okumaya. Fakat dizeleri cebime doldurdukça bu tedirginliğim yerini sevince bıraktı. Günbaş, çocuk için yazmanın "zor" olduğu, farklı duarlılıklar gerektirdiği bilinciyle çıkmış yola. Onlar için kaleme aldığı şiirlerinde gerek içerik gerek sunuş açısından yetişkin söylemini bir yana bırakmış, usta şairliğini çocuk gerçekliğinin potasında başarıyla yoğurmuş.

H. Avni Cinozoğlu, Günbaş'ın şiirine "soylu şiir" diyordu, aynı söylemi çocuk şiirleri için de yinelemek olası. "Çocuklar için şiir" başlığı altında yayımlanan kimi kitaplarda ne yazık ki "şiir" niteliği taşımayan ürünlerle karşılaşıyoruz. Ne var ki çocuklar o şiirimsileri hiç okumuyorlar, sevmiyorlar; iyi de ediyorlar! Eline kalem alan şiir yazabilir, özgürdür, ya onları basan yayınevlerine ne demeli? Bu kişiler hangi şiirin şaini oluyorlar? Edebiyat tarihinde nereye oturacaklar?

Şair - eleştirmen Veysel Çolak "Şiir Çıplak" adlı yapıtında der ki; "Şiir yazmak, fark etmektir". Çocukları ve yaşamı "fark eden" yazar, evrensel nitelik taşıyan durum ve sorunları şiirli bir dille çocuğa aktarır. Bu tür şiir çocuğa şiiri sevdirir.

Çocuk şiirlerinde okura dayatma yapılmaması, aksine herkesin söz hakkı olduğu eşitlikçi ortamların aktarılması metinlerin çocukla iletişimsel başarısının sağlanması önemlidir. Bu iletişimi sağlayamayan, niteliksiz şiir, çocuğu şiirden uzağa atar.

Şiir Cebi, şiirin estetiğine dair bütün ölçütlerin çocuk şiiri için de geçerli olduğunu kanıtlayan bir yapıt.

Kitap üç bölüme ayrılmış: Şiirlik, Dünya Hali, Yıldızlı Düş. İlk bölümde yer alan sekiz şiir, "şiir" üzerine düşündürüyor okuru. Yaşamı şiire dönüştürme eylemine çağırıyor, kendini şiirle savunmaya çağırıyor çocukları Günbaş. "Şiirsiz yaşlanma!" diyor onlara. Anne babalara da göndermeleri var: "Annem beni / Şiir damlam diyerek sevdi / Babamsa 'şiir yaşın uzun olsun' dedi." (Sayfa 14)

İzin adlı şiir, şairin anlatım gücünün çocuğun duygu dünyasını, gözlemlerini, yaşantısını varsıllaştırmaya yönelik örneklerden biri. "Ben ağaçtan izin aldım" dedi / Erik toplayan çocuk / Mayhoş bir dille / "Size ne?" (Sayfa 18) İzin şiirinde gördüğümüz gibi, Günbaş çocuk şiirinde çocuğu yetişkin diliyle ve mantığıyla değil de çocuğa göre düşünen bir dille anlatır. Çocuğun penceresinden bakar dünyaya. Çocuk doğa ve evren karşısında sorulara kendince yanıtlar yaratarak bir denge kurmaya çalışır. Bu dengeyi sezdiren başarılı dizeler çocuğun uçsuz bucaksız düş evreninin ipuçlarını da verir. Çocuk şiiri yetişkin okurun da zevkle okuyup, imgeleriyle metaforlar yaratabileceği denli güçlü olmalıdır, diyoruz her zaman. Şiir çocuğu yazmaya heveslendirmeli, estetik duygular uyandırmalı, düşünsel, duygusal çağrışım, coşku yaratmalıdır. "Yürüyüş" şiirinin, bu söylemleri doğrulayan dizelerine bakalım önce: "Sabah sabah / Bir şiiri yürümüş gelmiş babam / Kuş seslerinin izinden / Biz uyurken" (Sayfa 15) Bu dizeler şairin birikimlerini içerdiği gibi, okura taşınacak anlamı çığırtmanlıkla değil, onun gözlerinin içine bakarak veriyor. Bugün ve geçmişte çocuk şiirinin temel sorunlarından biri, izleği ille de sözcük olarak kullanarak vermektir. O sözcüğü kullanmazsak çocuk neyi anlatmak istediğimizi anlamaz mı ki? Oysa bir sözcüğü hiç kullanmadan onu anlatmayı denemek, şiiri gerçekten "şiir" yapar. Şiir Cebi'nde böyle dizelerin varlığını keşfediyoruz. "Ne zaman albümü açsam / Sesler taşar sayfalardan / Kimi güldürür, kimi ağlatır." (Sayfa 55)

Ahmet Günbaş, şiirlerinde birleşik sözcükler "uydurma"yı, çağrışımlar yaratan sözcükler kullanmayı çok sever. Çocuk şiiri için birleşik sözcük türetmek, riski göze almaktır. Ancak Günbaş öylesine sevimli birleşik sözcükler "uydurmuş" ki, çocukların dil çağlayanlarına yepyeni sözcükler olarak bile girebilir belki: Simitkardeş, Şiiraşk, Parkanne. "Gelin simitkardeş olalım / Çıtır çıtır / Dumanı üstünde / Başlayalım her güne / Sabahlar dolusu günaydın." (Sayfa 60)

Yaşanan acılar, çıkmazlar, siyasal baskılar, iletişimsizlik, özlemler, yalnızlık Günbaş'ın yetişkinler için yazdığı şiirlerin izlekleridir. Şiir Cebi'nde de eleştirel yaklaşımın varlığını gösteren şiirler var. Ne ki, yetişkin için kullanılan kendine özgü gerilimi içinde barındıran imgeler, yerini çocuğa göre bir söyleme bırakmış. Kitabın "Dünya Hali" başlıklı bölümündeki şiirler toplumsal sorunları işaret edip onları çocuğun yorumuyla aktarıyor. Savaş, haksızlıklar, yasaklar, şiddet gibi kavramlardan çocuğa söz ederek onları konuşturuyor. "Ah bir tekne olsam yelken - kürek! / Delip geçmez miyim yasakları" (Sayfa 24) Dünya kardeşliğine göndermeler yapan, hoşgörüyü dile getiren dizeler, şairin kendini ve çocukları çocuk ulusu yurttaşı olarak gördüğünün habercisi gibi. "Eğreti bulur küçük aklım / Sularda çizilen sınırı / Komik olmayın lütfen / Güldürmeyin balıkları" (Sayfa 24). Yasak Ada adlı şiirde çöllerin, dağların, ovaların, denizlerin ortasına çiziliveren sınırları bir türlü anlayamayan çocuğun sesini duyuyoruz. Bu çocuk da pek yaramaz! Bir başka şiirde yine takmış kafayı sınırlara: "Sınır taşının biri / Güvercin aklına uyup / Kanatlanıvermiş! / Ne olacak şimdi?" (Sayfa 22)

Yalnızca eğitilen, bir şeylerden ders alması beklenen, büyüklerin istediği gibi cici çocuk olması istenen çocukluğun çığlığı, bakın şiirin renkli dünyasında nasıl duyuluyor: "Neler bıraktınız ki bize / Onca öğütten başka / Yığınla yanlış var / Demek ki arkanızda" (Sayfa 59). Günbaş, çocuklara öğüt değil, şiir verelim istiyor.

"Bu sabah sıra bende / Kuşları uyandırma sırası" (Sayfa 19) diyen şair, çocuk okurlar şiirle birlikte kendilerine yeni geçitler, yeni derinlikler arasın istiyor. Nesnelerin ve canlıların farklı duruş ve ilişkileriyle de şiirini yapıyor Günbaş; bu da çocukların çok sevdiği bir yöntem. Aynı zamanda imgeye estetik olgunluk da kazandırmış oluyor böylece. Şiir bittiğinde kulağımızda çınlayıp kalan sözcükler Günbaş'ın ustalığından kaynaklanıyor.

Şiir Cebinin güzel tasarım ve resimlemesinden de söz etmek gerek. Her şiirin yanına iliştirilmiş desenler Anıl Tortop'a ait. Tortop 1983'te Ankara'da doğmuş. Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'nden, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Animasyon Bölümü'ne geçmiş. Mezun olduktan sonra animatör, illustratör ve tasarımcı olarak çeşitli multimedya projeleri, etkileşimli CD'ler ve TV oyunu projelerinde çalışmış. 2008 yılından bu yana pek çok çocuk kitabı resimlemiş. Anıl Tortop'un sevimli çizgilerini taşıyan kitaplardan bazıları: Yuvarlak Masanın Lambaları, Dedemin Hazinesi, Kent Masalları, Masalkent'e Yolculuk… Ahmet Günbaş, Anıl Tortop aynı dilden konuşan iki sanatçı olarak çocuklara, eğlenceli, bol renkli, dizeleri salıncaklı, harfleri şekerli bir kitap sunmuşlar.

Çocuklar şiirle buluştuklarında, suların sulara kavuşması gibi, her yana köpük köpük sevinçler konsun, ceplerinizden biri mutlaka şiir cebi olsun!

Mavisel Yener

Cumhuriyet Kitap, 20 Mayıs 2010, Bir Sürü N Bir K

Bir Sürü N Bir K

Nursel Çetin, Anıl Tortop, Top Yayıncılık, 2010, 64 sayfa, 7+ yaş

Sorular sorular sorular… Hiç biter mi çocukların soruları? İşte size bir sürü "N". O ne bu ne… "Neden ısınır dünya? / Ne yapsak söner yangını? / Niye aç dünyanın yarısı? / Ne yapsak dolar karınları? / Ne zaman biter savaşlar? / Ne yapsak barışır insanlar?"

Sorular sorarsa çocuklar, yanıtı da onlar vermeli belki de… Her biri farklı renkte sayfalarda neşeli çizimlerle bezeli 28 şiir bekliyor çocukları. Okuması kolay, hem de eğlenceli.

Cumhuriyet Kitap, 06 Mayıs 2010, Yuvarlak Masanın Lambaları

Gözetlenen toplumu başarıyla anlatan bir masal: Yuvarlak Masanın Lambaları

İnsanlar ve masa lambalarının birbirlerine ne denli yakın olduğunu düşündünüz mü hiç? Neredeyse yüz yıldır insanları izliyor masa lambaları. Yalnız izlemekle kalmıyor, bilimsel gelişmelere ayak uydurmaya çalışıyorlar. Başlangıçta güvenlikleri açısından bunu yapmaları gerekse de, ilerleyen zamanlarda daha çok gelişip insanlara hükmetmek, dünyayı yönetmek gibi bir istekleri oluşmuş. Yönetim merkezini yer altına saklayan "Masa Lamaları Klanı" bu hedefe doğru ilerlemeye başlayınca ne oluyor dersiniz?

Yuvarlak Masanın Lambaları, Ozan Tortop'un ilk romanı. Fantastik bir yapıtla çocuk edebiyatına "merhaba" diyen yazar düş gücünün peşinde öylesine bir yolculuğa çıkmış ki, bu yolculukta ona eşlik etmek için okurun da düşlerini özgür bırakması şart. Okuyanda izler bırakacak bu fantastik roman aynı zamanda önemli bir eleştirel metin. Kurgudaki titiz çalışma ve harcanan emek boşuna değil, okuruyla sağlam köprüler kuran bir roman bu.

Masa Lambaları Klanı, insanları masalarından izleyip onların birikiminden yararlanıyor ve böylece dünyanın en değerli hazinesi bilgiyi elde ediyor. Klana üye olan her masa lambasının bir görevi var. Örneğin GÖR35 adlı masa lambasının görevi İsmail Bey'i izlemek ve onun LED teknolojisi konusundaki çalışmalarını Masa Lambaları Klanı Başbaşkanına rapor etmek. LED teknolojisini lambalar çözmeden önce insanlar çözerse, tüm masa lambaları yavaş yavaş masalardan atılacak. Bunu önlemenin iki yolu var: Ya LED engellenecek ya da lambalar yeni teknolojiyi öğrenerek kendilerini geliştirecek.

GÖR24 adlı masa lambasının görevi ise Ebru'dan DNA örneği almak. Çünkü masa lambaları bilim masası ondan bunu istemiş. Fakat GÖR24 bu görevi yapmak istemiyor, çünkü Ebru'yu çok seviyor. Masa Lambaları Klanı'nda dokuz ayrı masa var. Başbaşkan hepsinin oylarıyla seçiliyor. Genellikle bilim, iletişim ve sanat masaları birbirini destekliyor. Seçim sistemine getirilen ince eleştiriyi yazarın tümcelerinden okuyalım: "Hangi masanın başbaşkan adayı varsa, diğer iki masa da onu desteklerdi. Ancak yalnızca üç oy, başbaşkan olmaya yetmezdi. Aslında klanda işin çoğunu yürüten, bu üç masaydı Ama diğerlerinin sayısal çokluğu yüzünden, klana genellikle işe yaramaz başbaşkanlar seçilirdi. Pek bir iş yapmayan masalar, rahatlarının bozulmaması için oylarını en işe yaramaz adaya verirlerdi. Hepsi de biliyordu ki eğer SAN80, BİL63 gibi bir lamba başbaşkan olursa, Kumar Masası, Kehanet Masası gibi gereksiz masaların önemi azalacak, ödenekleri kısılacaktı." (s.49)

Günlerden bir gün dört insan Masa Lambaları Klanı'nın yer altındaki bölgesine izinsiz girince, "Askeri Masa" harekete geçiyor. İnsanların klanın varlığını tehlikeye sokabileceğini düşünüyorlar. İnsanları uyarma zamanı! Bu uyarıyı nasıl yaptıklarını, başarılı olup olmadıklarını anlatacak değilim. Dünyanın yönetimi ve insanlığın geleceğiyle ilgili önemli görüşmeler kimler arasında yapıldı, Başbaşkan'ın tuhaf fikri neydi, Bekir ustanın kimselere söylemediği sırrı… Hepsi kitabın satırlarında gizli.

Yuvarlak Masanın Lambaları'nın türsel konumunu irdelerken "fantastik roman" demek bir yanını eksik bırakmak olur. Bu yapıt aynı zamanda, politik bir masal; gözetleyen mekanizmayı ve gözetlenen toplumu başarıyla anlatıyor. Kurgunun kimi parçası toplumbilim, siyasal bilim ve fizik bilimi verilerine yaslandırılmış olsa da bilimkurgu denemez. Masa lambalarını insana özgü niteliklerle donatarak yönetimler, yönetenler, toplumsal düzen ve sorunlar konusu işlenmiş. Oligarşik düzenin eleştirisi yapılmış. Masa Lambaları Klanı'nın hayalinde bürokrasi ve militarizme hakim olmak var. Oligarşik düzeni kurarken geçirilen evrim de satır arasında verilmiş. Bunca kavramı çocuğa göre bir dil ve kurguyla anlatma başarısını göstermiş Ozan Tortop.

Romanda tasarlanan dünyaya kolayca giriyor okur. Lambalara kimlik vermek, yazara geniş bir özgürlük alanı sunmuş. Kişisel çıkarlar, Masa Lambaları Klanı'nın çıkarları ve bu doğrultularda algılanıp yorumlanan demokrasi anlayışı, yönetim kültürü yazarın bu tabloda yansıttığı sorunlardan birkaçı. Örneğin Başbaşkan'ın çevresinden hiç ayrılmayan kâhin masa lambası (KÂH12) toplumdaki dalkavukların kitaptaki temsilcisi. Dalkavuk masa lambası, Başbaşkan'a duymak istediklerini söylüyor. Bunun karşılığında da en iyi elektriği kullanıp, en az paslanılan ortamlarda yanıyor. Üstelik hiç de yetenekli bir lamba değil, en büyük yeteneği (!) yalancı olması. Başbaşkan'ın koltuğundan bir türlü kalkmaması, seçimlere yanaşmaması ise Masa Lambaları Klanı'nın önemli sorunlarından biri. Masa lambaları günün birinde dünyaya egemen olmaya karar verir de enerji kaynaklarının denetimini ele geçirirlerse neler olur? 1980 doğumlu yazar, yaşadığı çağın bilincinde. Kısaltmalar ve kodlamalar çağında elbette lambaların isimlerine de yansıyor bu bilinç. Dilin ve duyguların bozulmasındaki koşutluğu da ortaya koyuyor roman.

Ozan Tortop, toplumların erkle yaşadığı sorunlar yumağını kitap boyunca can alıcı noktalarıyla alt metin olarak geçmiş. Roman, yöneten ve yönetilenlerin yüzününe tutulmuş eleştirel bir ayna. Hiçbir sorun insansız düşünülmez, bu nedenle kahramanlarımız yalnızca masa lambaları değil, aynı zamanda insanlar. Bireyler arasındaki ilişkilerin düşünsel ve edimsel yönlerinin vurgulanmasının yanı sıra insan - teknoloji ilişkisinin farklı yanlarını da vurgulayan bir metin. "İnsansız" teknoloji ne işe yarar? İnsanın us gücünü kullanarak her türlü açmazı çözebileceği iletisi satır arasında başarıyla verilmiş.

Yazar, insan - teknoloji art alanına yönelirken, belleklerde iz bırakacak, esprili, çağrışımsal, etkileyici bir söylem kullanıyor. Anlatımın çevikliği, takıntısız ve pürüzsüz bir biçimde akışı, başarılı editoryal çalışmanın varlığı, resimlerin ilgi çekici oluşu yapıtı güzelleyen diğer öğeler. Kitabın tasarımında da sürprizler karşılıyor bizi. Örneğin, sayfaları hızla çevirdiğimizde resim akışlarındaki hareketlilik şaşırtıcı, eğlendirici.

Tortop, olayları, durumları ve kişileri alaysamalı bir bakış açısıyla ele almayı başarıyor, çelişkilerden ortaya çıkan gülmeceyi yakalamayı iyi biliyor. Hızlı değişim ve teknoloji korkusu vurgulanırken duygulara da yer verilmiş. Örneğin, masa lambaları yuvarlak masa toplantısı yaptıklarında her birinin farklı düşüncesi, farklı duygusu var. Başkanın kendilerini niçin toplantıya çağırdığını bilmeyen masa lambalarının farklı duygu durumları yansıtılıyor. Mutluluk, gerginlik, sevinç, ilgisizlik, şaşkınlık, yorgunluk, pişmanlık, üzüntü gibi duygular üzerine düşünmek / düşündürmek ve masallar aracılığı ile duygu eğitimi çalışmaları yaptırmak isteyen eğitimcilerin dikkatini çekmek isterim.

Masa lambalarının uyguladığı taktik ve entrikalar zeki bir yazarın sonsuz hayal gücünde öylesine can buluyor ki, dizinin ikinci kitabı Özgür Saatler Krallığı'nın yayımlanmasını iple çekmeye başlıyorsunuz… Bu kitabın başka dillere de çevrilerek dünya çocuklarıyla buluşmasını yürekten diliyorum. İyi okumalar!

Mavisel Yener

Cumhuriyet Kitap, 04 Mart 2010, Maskeli Kiraca

Maskeli Kıraça, Fidan Çobanoğlu Kaplan - Resimleyen Semih Kaplan, Top Yayıncılık, 2010, 56 sayfa, 7+ yaş

Kıraça nedir bilen var mı? Çok iyi bildiğiniz bir balık türünün miniği. Bunun hangi balık olduğunu söylemeyelim, okurlara sürpriz kalsın… Denizi çok seven bir yazarla çizerin, denizin altında yaşananlarla ilgili heyecanlı bir öyküsü yer alıyor kitapta. Öykü, okurları eğlendirecek küçük oyunlarla sunuluyor.

Sürüsüyle birlikte yaşayan Kıraça, küçücük bir balıktır ama gözüpekliği ve aklı sayesinde sürüyü tehlikelerden koruyacak planlar yapar. Maske de onun buluşudur. Ama denizlerde tehlike biter mi? Nice canavarlarla doludur denizin altı… Ya üstündeki canavarlara ne demeli? Deniz kirliliğine dikkati çeken öykü, Marmara Denizi'nde geçiyor. Hani balıkçıların suya oltalarını atıp bekledikleri Galata Köprüsü'nün hemen altında… Denizin üstünü biliriz de, altında neler yaşanır acaba? Kıraça, bize o yaşamı anlatıyor işte. Sular balıksız kalmasın diye...

Cumhuriyet Kitap, 20 Ağustos 2009, İyi ki Oyun Var

İyi ki Oyun Var

Dilek Yazar, Mete Erden, Top Yayıncılık, 2009, 80 Sayfa, 8+ yaş

Hayalkent'in neresi olduğunu bilen var mı? Ve işte o gün, Hayalkent'in tarihinde ülkeye ilk kez bir kargo gelmiş! Aman nedir bu demeye kalkmadan öyküye giriveriyorsunuz. Eee, Hayalkent'in neresi olduğunu ve paketin içindekini merak ediyorsanız, kitabı okumalısınız. Yazar, okurda merak uyandıran bu soruların yanıtını, kitabın sonuna saklamış çünkü.

Kemal, ailesiyle birlikte yılbaşını Antalya'da anneannesinde geçirecektir. Yola çıkılır ve Antalya'ya ulaşılır. Ancak onları Antalya'da bir sürpriz beklemektedir: Teyzeleri de oraya doğru yola çıkmıştır. Bu demektir ki, Kemal'i ve kuzeni Damla'yı, eğlenceli bir yılbaşı beklemektedir. Buluşmanın heyecanı atlatılınca, iki arkadaş parka çıkarlar. Aman, o da ne! Bu parkta oyun oynayan çocuklar, savaş oyunlarına pek meraklıydılar. Üstelik çocukların elebaşı, pek de saygısız biridir. Arkadaşça oynamak yerine, kabalık etmeyi, daha da kötüsü, savaşçılık oynamayı yeğler.

Damla ve Kemal onları uzaktan izlerken, savaş yerine barışa gönüllü olmayı onlara nasıl anlatabileceklerini düşünürler. Ve işte o an akıllarına gelir. İyi ki oyun vardır! Evet, oyun! İki arkadaş, yılbaşı sabahı parkta bir oyun sergilerler. Ama öykü, bu kadarla bitmez. Asıl öykü, oyun bittikten sonra başlar. Hayalkent'te…

Cumhuriyet Kitap, 13 Ağustos 2009, Masalkent'e Yolculuk

Masalkent'e Yolculuk

Özlem Kılınçarslan Sözbilir, Anıl Tortop, Top Yayıncılık, 2009, 72 Sayfa, 8+ yaş

İyi bir okurun eline geçtiğinde, zevkle okunacak ve arkadaşlara da ödünç verilebilecek bir kitap. İyi okur olmayanlar ise, sadece resimlerine bakıp bıraksın. Çünkü kitap, masal içinde masalı barındırmakla kalmıyor, masal içindeki masala da masal katarak, okumayı zevkli bir serüvene dönüştürüyor. Bu da iyi okurların tam sevebileceği gibi bir özellik.

"Bir sabah uyandım ve yola çıkmaya karar verdim. Önce trenle biraz kuzeye, sonra otobüsle doğuya, ardından gemiyle güneye doğru yol aldım. Vara vara hem uzak hem yakın, hem yoksul hem varsıl bir ülkeye vardım. Oradakilerden, bana kimsenin gitmediği bir yer söylemelerini istedim."

Kimsenin gitmediği yer neresidir acaba? Orada kimler yaşar, hangi masallar anlatılır? Bir tekerleme tadıyla öyküye girerken, kimsenin gitmediği yerin, Masalkent olduğunu öğreniyoruz. Masalkent'in bir geleneği vardır: Sınavla seçilen kişiler, elli yılda bir bu dağa tırmanmalıymış, aksi takdirde kentin üzerine lanet çökeceğine inanılırmış. İşte, yeni yeni masallar da, süregelen masal içine burada sızmaya başlar, çünkü seçilen kişiler, dağa tırmanıp görevlerini yerine getirene kadar, sürekli masal anlatmak zorundaymı. Aksi takdirde…

Böylece Nomi, Yomi ve Zozi, ardı ardına masal anlatmaya başlarlar. Hem de susmamacasına. Yoksa…

"Sen de beş gün, ben diyim beş yıl yol gitmişler. Vara vara Masalkent'e varmışlar…"

Masal sevenleri bekleyen serüvenlere hazır mısınız?

Cumhuriyet Kitap, 6 Ağustos 2009, Kaptan William Kidd'in Hazinesi

Alper Merih, 11 yaş, Bandırma

Merhaba, son okuduğum kitap Kaptan William Kidd'in Hazinesi. Top Yayıncılık'tan çıkmış. Yazarını ilk kez duyuyorum, Oldrich Ruzicka. Çok zor söyleniyor! Kitap 55 sayfa ama kocaman bir kutu içinde, sürprizlerle dolu bir kitap. Hem okuyup hem oynayabiliyorsunuz. İçinden pusulalar, haritalar, gizemli mektuplar çıkıyor. Orada yazanları okuyarak Karayip Denizi'ndeki hazineye bir adım daha yaklaşıyorsunuz. Çok heyecanlı bir kitap. Ben hazineyi bulabildim. Sıra sizde arkadaşlar! Ama keşke yazıları birazcık daha büyük olsaydı… Bir de başka bir şey söylemek istiyorum. Fuardan Küçük Prens'in yeni çıkan çizgi romanını da aldık, okudum. Ama ben kitabını daha çok sevmiştim. Benim görüşüm bunlardır. Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Kitap, 2 Temmuz 2009 Dedemin Hazinesi

Dedemin Hazinesi

Meral Karamuk Uğurşan, Anıl Tortop, Top Yayıncılık, 2009, 80 Sayfa, 8+ yaş

Sabahın köründe, evin içinde çınlayan borazan sesiyle kim uyanmak ister? Reha'nın dedesi, işte böyle biri. Aklına estiği gibi davranır, evin içinde tuhaflıklarıyla herkesi şaşırtır. Reha dedesini çok sever. Reha da kim mi? On yaşında bir çocuk, ama bir çikolata fabrikası kurmaya kararlı bir çocuk! Hesaplarını yapmış, bu işin çok kârlı olacağından emin olmuştur. Arkadaşlarını bu işe ikna etmesi de zor olmaz. Ancak, işi başlatmak için sermayeyi nasıl bulacaktır?

Dedesi ona yardım edeceğini söyleyince, Reha pek sevinir. Ancak bu yaramaz dede, torunu için ne oyunlar hazırlıyordur acaba? İngiltere'de oturan yazar Karamuk, bu ilk kitabıyla uzak bir ülkeden özlemle sesleniyor çocuklara…

Remzi Kitap Gazetesi, Haziran 2009, Tınmaz

Bilinmeyen Çukurlar - Tınmaz Dizisi

Her arı sırtına bir karınca aldı. Karıncalar arılara sımsıkı tutundu. Gecenin yarısı, arılarla karıncalar neşeyle yola çıktılar. Ateşböceklerinin aydınlattığı yoldan geçip Bal şehrine geldiklerinde sevinçle karşılandılar.

Resimli çocuk kitaplarımızın kalitesi her geçen gün artıyor. Tınmaz Dizisi de çocuk yazınına gerek kitap tasarımı, gerek resimleri ve metinleriyle katkıda bulunan eserlerden. Kitapların dar, uzun boyutunu çok sevdim. Tek eksik, yazar ve çizer özgeçmişleri. Resimler Zeycan ve Zeynep Güleç imzalı, çocuk kaleminden çıkmışçasına coşkulu, naif ve renkli. Kitabın hafif pütürlü kağıdına dokunmak bile çok hoş bir duygu bırakıyor.

Dizinin yazarı Fidan Çobanoğlu Kaplan'ın dili ve kurgusu epey başarılı. bu sene okuduğum en iyi yerli resimli kitaplardan olduğunu söylersem hiç de abartmış olmam. Belli ki Kaplan'ın adını sıkça işiteceğiz. Sekiz kitaplık dizide "Bilinmeyen Çukurlar" adlı öykü dikkatimi çekiyor, mimar olduğumdan ya da açılan çukurların hiç kapanmadığı bir ülkenin vatandaşı olduğumdan mıdır bilmiyorum.

Tembel bir arı olan "Tınmaz" tamamen iyi niyetle karıncaların yuvalarını kapatır. Sonrasında kıyamet kopar elbette. Tınmaz yaptığı hatayı düzeltebilecek mi; bunun için kitabı sonuna dek okumanız gerek, benden bu kadar. Ülkemizdeki açık bırakılar çukurlara gelince... Annesinin elinden kayıp düşen minik bir kız hatırlıyorum. Hayatını kaybetmişti ve aile de verilen para karşılığı şikâyetçi olmamıştı. Münferit bir olay diyerek geçmek ne kolay... Mardin katliamı için Dışişleri Bakanı'mızın dediği gibi. Toplumsal sorunlar ne zaman münferit olur? Devlet görevini aksatırsa... Ve yine, çocuk yazarına düşen çocukların kulaklarına fısıldamak... Hep geleceğe yatırım yapmak.

Tınmaz, seçtiği konularla ve anlatım diliyle epey duyarlı, başarılı bir çalışma. İzmirli Top Yayıncılık'ı bu eserden dolayı kutlarım. Özellikle ilköğretim birinci sınıflara yaz için harika bir okuma olanağı, Tınmaz Dizisi.

(Simla Sunay)

Yenigün, 25 Nisan 2009, Top Yayıncılık ve Çocuklar Arkadaş Gibi
Yeni Asır, 23 Nisan 2009, Tüyap

Top Yayıncılık, TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı'nda yeni çocuk kitaplarını ilk kez görücüye çıkarıyor.
Çocuk edebiyatı yazımına başlayan Top Yayıncılık, TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı'nda minik okuyucularıyla buluştu. 24 yıldır yayın hayatını sürdüren Top Yayıncılık, son bir ayda çıkardığı 18 yeni çocuk kitabını da fuarda ilk kez görücüye çıkartıyor. Yayınevinin çocuk edebiyatı yazarları Fidan Çobanoğlu Kaplan, Özlem Kılınçarslan Sözbilir, Dilek Yazar'ın hazır bulunduğu stantta, minik öğrenciler sevdikleri yazarlarla tanışma fırsatı yakalıyor.
Top Yayıncılık Halkla ilişkiler sorumlusu Devrim Dikkaya, öğrencilerin ilgisinden çok memnun olduklarını belirterek, "Ziyaretçi potansiyeline baktığımızda fuarda kitabı seven çocukların çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor." dedi.

Yenigün, 22 Nisan 2009, Tüyap - Tınmaz

Tınmaz Çocuk Kitabı "tiyatro oyunu" oldu.

Top Yayıncılık tarafından çıkarılan Fidan Çobanoğlu Kaplan'ın 8 kitap olarak yazdığı ve Bekir Yurdakul'un genel yayın yönetmenliğini yaptığı Tınmaz çocuk kitabı serisinin "Tınmaz Zor Ödev" isimli kitabı tiyatro oyunu oldu.

Top Yayıncılık tarafından çıkarılan Fidan Çobanoğlu Kaplan'ın 8 kitap olarak yazdığı ve Bekir Yurdakul'un da genel yayın yönetmenliğini yaptığı Tınmaz çocuk kitabı serisinin "Tınmaz Zor Ödev" adlı kitabı dün fuar 1 nolu konferans salonunda sahnelendi. Çamlaraltı Koleji birinci sınıf öğrencilerinin sahnelediği oyuna çocukların velileri, Çamlaraltı Koleji öğretmenleri ve müdür yardımcıları katıldı. Oyunda yaklaşık 20 öğrenci sahne aldı. "Tınmaz Zor Ödev" isimli oyunda Tınmaz adlı arının ödevinin ormanlar kralı aslanı tanıtması olduğu ve bu ödevin ne kadar zor olduğu anlatıldı.
Sahnelenen oyundan sonra çocuklar kitabın yazarı Fidan Ç. Kaplan'a sorular sordu. Kaptan bu sorulara cevap vererek şunları söyledi, "Bu kitabı yazdığım için çok mutluyum. Kitabımın sahnede sergilenmesinden ve çocukların oynadığı oyundan gurur duyuyorum. Yıllarca bu anın güzelliğini yaşayabilirim" diye konuştu.
Yayınevimiz 1985 yılında eğitimci Ramazan ve Muhterem Tortop tarafından kuruldu. Eğitim dünyasına yardımcı ders kitapları ile giren Top Yayıncılık, zaman içerisinde ilkokuma yazma konusunda uzmanlaştı. Hece kitabı, büyük ve küçük fişlerde öncü ürünleri eğitim dünyasına kazandıran yayınevi çalışmaları ile ders kitabı ve yardımcı ders kitaplarında içerik ve kaliteden ödün vermeyen bir kurum olarak isim yaptı. Top Yayıncılık'ın halen, Türkiye Yayıncılar Birliği ve Türkiye Eğitim Yayıncıları Derneği üyesi olduğu kaydedildi.

Yenigün, 17 Nisan 2009, Tüyap

Tüyap'ta 'TOP' ayrıcalığı
Tüyap 14. İzmir Kitap Fuarı'na bu yıl çocuk edebiyatı yazımına başlayan Top Yayıncılık da katılıyor. 24 yıldır yayın hayatını sürdüren Top Yayıncılık, son bir ayda çıkardığı 18 yeni çocuk kitabını da fuarda ilk kez görücüye çıkartıyor. İki ayrı okuma sandığı ile bugüne kadar 112 yapıtı çocuklarla buluşturan Top Yayıncılık, TÜYAP Kitap Fuarı'nda İzmirli çocukları bekliyor. Hece kitabı, büyük ve küçük fişlerde öncü ürünleri eğitim dünyasına kazandıran Top Yayıncılık'ın genel yayın yönetmenliğini Bekir Yurdakul yapıyor. Çocuk yazını alanında Ozan Tortop ve Özlem Tortop Akkaya yönetiminde yürütülen çalışmalarla da nitelikli ürünler okuyucuya ulaştırılıyor.

Milliyet Ege, 17 Nisan 2009, Tüyap

İzmir'de yarın kapılarını açacak olan TÜYAP Kitap Fuarı'na, öğrenci ve çocuklara yönelik yayınlarıyla tanınan Top Yayıncılık, 27 kitapla katılıyor. Şirket yöneticisi Özlem Tortop Akkaya ve genel yayın yönetmeni Bekir Yurdakul, standlarında çeşitli sürprizlerin olacağını kaydetti. Akkaya, 18-26 Nisan tarihleri arasındaki etkinlikte küçüklere yönelik imza günleri ve renkli aktiviteler düzenleneceğini söyledi. Çocukları, Top Yayınları'nın birbirinden renkli ve eğlenceli kitap dünyasını keşfetmek için standlarına çağıran Bekir Yurdakul da, "Düşünsel besinleri olan doğru kitapları standımızda bulabilecekler" diye konuştu.

Cumhuriyet Kitap, 2 Nisan 2009, Tınmaz


"Tınmaz Dizisi / Gece Hıçkırığı, Bilinmeyen Çukurlar, Bal Şansı, Zor Ödev, Bal Dolu Balonlar, Neşeli Vızıltılar, Tehlikeli Çiçek, Kaybolan Mektup / Fidan Çobanoğlu Kaplan / Resimleyen: Zeycan Güleç - Zeynep Güleç / Top Yayıncılık / 2008 / s.36 / 8+

Bal şehri öyle bir şehir ki, yaşayanlar birbirlerine "günaydın" yerine, "çiçek dolu günler dilerim, balınız bol olsun," diyor. Bal şehrindeki arılarla tanışmanın yolu Tınmaz'ın maceralarıyla dolu sekiz kitaptan geçiyor.
Fidan Çobanoğlu Kaplan'ın ilk ürünleriyle tanışmış oluyoruz Tınmaz dizisinde. Yazarın gelecekte yazacaklarının muştusunu da alıyoruz Tınmaz'ın dünyasında yolculuk yaptıkça. Resimleme Zeycan Güleç - Zeynep Güleç'in, kitabın iç dinamiğinin sağlanması açısından onların çizgileri önemli bir öğe olmuş. Dizinin eğlenceli resimleri ve ilginç tasarımını çocuklar çok sevecek. Dizinin editörlüğünü yapan Yunus Bekir Yurdakul ve Top Yayınları sanatsal bilgi, birikim ve deneyimlerini kitabı sunarken bile ortaya koymuşlar. Yazarın çalışmasını "sanatsal" bir yaklaşımla armağan etmişler okura. İstediğiniz kadar sağlam metin yazın, eğer ilköğretimin ilk kademesi için yapılan kitaplar resimleme, tasarım ve editoryal çalışma açısından güçlü değilse, istenen sonucu almak epey zordur!
Tınmaz, bal şehrindeki en "tınmaz" arı. Canı isterse okula gidiyor, istemezse yan gelip yatmayı pek seviyor doğrusu. Uykusu da epey bir ağır! Gittiği okul aslında çok eğlenceli, bal yapma dersi, vızıldama dersi gibi dersler görüyorlar. Yine de kaytarmayı pek seviyor Tınmaz. Okulun müdüründen tam üç kez uyarı alsa da, bu onun bütün gün minderinde pineklemesine engel değil. Okula giden arkadaşları bal yaptıkça Tınmaz onlara bakıp bakıp "hiç yorulmuyorlar mı?" sorusunu soruyor. Aslında Tınmaz tembellik etse de son zamanlarda daha tembel olmuş, okula gitmiyor. Bu sorunu çözse çözse bal kraliçesi çözer. Nasıl mı? Bunun yanıtı, Tınmaz Dizisi'nin Gece Hıçkırığı adlı kitabında.
Dizinin ikinci kitabının adı: Bilinmeyen Çukurlar. Tınmaz, arkadaşları Küçükkovan ve Morçiçek'le oyun oynamak ister. Fakat Küçükkovan'ı evde bulamaz; annesi onun pikniğe gittiğini söyler. Hemen soluk soluğa Morçiçek'e koşar, fakat o da pikniktedir. Önce onlara öfkelenir fakat sonra anımsar ki, arkadaşları onu da pikniğe davet etmişti fakat o erken kalkamayacağı için bu daveti kabul etmemiştir. Arkadaşları piknikten dönene kadar tek başına oynamaya karar verir. Hava güzel olduğu için biraz yürümek ister. Yürürken minik bir çukura düşer, üstü başı toz içinde kalır. Bir de bakar ki, her yanda o çukurlardan var. Kimse o çukurlara düşmesin diye hepsini tek tek kapatmaya karar verir. Arkadaşları ve ailesinin, bu işi yaptığı için, onunla gurur duyacaklarını düşünür. Belki de çukurları kapattığı için kraliçe arı onu kahraman ilan edecektir. Fakat işler hiç de beklediği gibi gitmez. Kapattığı o çukurları tek tek yeniden açması neden gerekti dersiniz? Okuyun öğrenin!
Dizinin Bal Şansı adlı kitabında, Tınmaz'ın kanadı hastalanıyor. Tatlı Badem Hastanesi'ndeki doktor ona bir hafta dinlence verince nasıl sevindiğini siz hesaplayın. Tınmaz, güzel bir tatilin düşlerini kurmaya başlar. Okulun müdürü "Sen merak etme. Arkadaşların okul çıkışı ödevlerini getirecekler." der demez rüyadan uyanmış gibi irkilir. "Ödev mi? Ama kanadım..." diyebilir sadece. İlk günler ödevlerini aksatmadan getirir arkadaşları. Küçükkovan, Tırmaz'ın ödevlerle boğuşmaktan hiç dinlenemediğini düşünüp ona yardım etmeye karar verir ve onun yerine ödevlerini yapmaya başlar. Gelgelelim bir gün, müdür Tınmaz'a "yazdığın öyküyü çok beğendim," deyiverince Tınmaz yerin dibine geçer. "O öyküyü ben yazmadım, arkadaşım yapıyordu ödevlerimi," diye itiraf eder mi, yoksa gizler mi? Müdürün ve ailesinin tavrı ne olur? Elbette söyleyecek değiliz.
Tınmaz dizisindeki Zor Ödev adlı macera da, Bal Şansı'nın devamı gibi sanki. Tınmaz, verilen ödevlerden bıkmış, üfleyip püflüyor. Ama bu kez öyle bir ödev almış ki, siz olsanız, siz de sıkılırsınız!
Dizinin Bal Dolu Balonlar kitabında Tınmaz'ın anneannesi Cankanat'la tanışıyoruz. Geceyarısı gelen anneanne öylesine şişmandır ki, evin kapısından zor sığar. Masalın sonrası çok eğlenceli. Anneannenin nasıl zayıfladığını okuyunca kahkahalarınızı tutamıyorsunuz.
Neşeli Vızılltılar'da çok gizemli şeyler oluyor. Sabahları esen rüzgârla beraber bal şehrine çok güzel bir şarkı yayılıyor. Ama bu şarkıyı kimin söylediği, sesin nereden geldiği belli değil. Tınmaz, sesin sahibini bulacağından o denli emin ki, kraliçeden "arama ekibi arıları"nın arasına katılmayı istiyor. Kraliçenin bunu kabul etmesiyle beraber büyük macera başlıyor...
Tehlikeli Çiçek, bal okulundaki aşı gününü eğlenceli bir biçimde anlatıyor. Bal şehrindeki okula, Arıların Sağlığı Önemlidir Bakanlığı'ndan neşelerini kaçıracak bir mektup gelir. Mektupta daha önce hiç görülmeyen bir çiçekten söz edilmektedir. Bu çiçeği koklayan arılar hastalanmaktadır. Bilim arıları aşı olana kadar hiçbir arının bu çiçeği koklamaması gerektiğini söylerler. Aşı günü herkes sıraya girer ve aşı olur, biri dışında... Tınmaz, korkup saklanmıştır. Tınmaz'ın yaşadıkları çocuk okurları epey düşündürecek.
Kaybolan Mektup'ta, Tınmaz'ın mektup arkadaşı İncekanat ve bal şehrinin postacı arısı ile tanışıyoruz. Tınmaz, arkadaşından gelecek mektubu merak içinde beklerken birden rüzgâr çıkmaz mı? Çıkar! Postacının taşıdığı mektuplar her yana saçılmaz mı? Saçılır! Bu arada Tınmaz'ın mektubu da ortadan yok olur mu? Olur! Sonrası, yine heyecanlı bir serüven... Bu kitabı okuyan çocuklar mektup yazmayı artık daha çok sevecek.


Dizinin sekiz kitabı da iletileri çocuk okurun gözüne sokmadan, satır arasında vermiş. Eğlenceli, çok boyutlu bir okumaya davet ediyor çocukları. Tınmaz'ın dünyasıyla tanışanlar, Tırmaz'ın içinde bir yerlerde mutlaka kendilerini görecekler. Masallar yoluyla çocuğa dışavurum olanağının verilmesi, yaratıcı davranışların ve estetik yargı gücünün geliştirilmesi, değerler eğitimi açısından, öğretmenlerin ve ailelerin de dikkatini çekmesi gereken bir dizi Tınmaz. Tınmaz'ı uykusundan uyandırmak için sayfaları açmak yeterli... Ben de Bal şehri sakinleri gibi sunayım iyi dileklerimi: "Çiçek dolu günler dilerim, balınız bol olsun."

(Mavisel Yener)

Cumhuriyet Kitap, 12 Şubat 2009, Hayır, Hayır, Hayır!

Hayır, Hayır, Hayır!

Cesar Fernandez Garcia / Top Yayıncılık / Resimleyen: Jordi Sales / 45 s / Ekim 2008 (8+ yaş)

Ayı ailesi valizleri alıp yola düşmüş. En önde Anne Ayı, ardında kucağında küçük ayıcıkla Baba Ayı, hemen arkasında büyük kardeş Abla Ayı... Ortanca Ayı'nın suratı asıkmış. Adımları neredeyse geri geri gidiyormuş. Çünkü ayı ailesi şimdiye dek yaşadıkları karlı dağları terk ediyormuş. Daha çok yiyecek bulabilecekleri, daha ılık bir vadiye gidiyorlarmış.
Ortanca Ayı dışında herkes umutlu ve neşeliymiş. Ortanca Ayı ise, alıştığı dağlardan, kocaman mağaralarından, çok sevdiği arkadaşlarından ayrıldığı için mutsuzmuş. Hem de çok... Öyle ki, annesi, babası, ablasının onu avutmak, birazcık güldürebilmek için döktüğü diller bir işe yaramıyormuş. Suratını asmış, sürekli homurdanıyor, kim ne dese; "İstemiyorm. Hayır, hayır, hayır!" diye yanıt veriyormuş. Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra yemyeşil bir vadiye varmışlar. Serin bir ırmak süslüyormuş vadiyi. Rengârenk çiçeklerle bezeliymiş her yer. Abla Ayı hemen çevreyi keşfe çıkmış. Ortanca Ayı da anne ve babasının zoruyla ona eşlik etmiş. Eşlik etmiş ama yüzünden düşen bin parçaymış. Ne lezzetli balın tadı yüzünü güldürebilmiş ne serin ırmakta yüzmek istemiş Ta ki!..
Bundan sonrasında neler oldu acaba? Sizce Ortanca Ayı önyargılarından kurtulabilmiş, çevresine alıcı gözüyle bakabilmiş midir? Ya arkadaşları? Ne dersiniz yeni arkadaşlar bulabilmiş midir? Siz de dilerseniz, hem bunların yanıtlarını bulabilir hem de Ortanca Ayı'ya eşlik edebilirsiniz. Hoş olmaz mı? İyi okumalar...

Cumhuriyet Kitap, 1 Ocak 2009, En Kestirme Yol

En Kestirme Yol
Sergio Lairla / Top Yayıncılık / Resimleyen: Gabriela Rubio / 46 Sayfa / Ekim 2008 (8+ yaş)

Yaz tatilini kim sevmez... Hele öğrenciler için yaz tatili demek; derslerden, ödevlerden, sorumluluklardan uzak koskoca üç ay demektir. Kış boyunca özlenen uykular, sıcacık sabahlar, bol bol oyun, deniz, güneş... Hep böyle sıcacık hayallerle beklenir yaz tatili.
En Kestirme Yol isimli kitabın baş kahramanı Clara da düşlerini kurduğu yaz tatiline kavuşmuştur sonunda. İlk günün programı bile hazırdır; tüm gün kasabadaki ırmakta yüzecek, güneşlenecek, yüzme ve yaz sezonunun açılışını yapacaktır. Kahvaltısını bitirir bitirmez de bisikletine atladığı gibi yola koyulur. Niyeti bir an önce ırmağın serin sularına kavuşmaktır. Öyle ki; en yakın arkadaşı Estela'ya çitleri boyamak için verdiği yardım sözünü bile umursamaz. Tek dileği bildiği en kestirme yoldan ırmağa varmaktır.
Var gücüyle pedal çeviren Clara, arkadaşı Estela'nın evinin önüne gelince biraz korkar; ya Estela kapının önünde onu bekliyorsa... Ama korktuğu gibi olmaz; Estela yoluna çıkmayınca rahatlar ve ırmağa giden kestirme yolun başındaki yokuştan aşağı bırakır kendini. Gittikçe ırmağa yaklaştığını duyumsamaktadır.
O da ne? Estela, kocaman bir yükle yokuşun sonunda belirivermesin mi? Clara ne yapacağını bilemez, ancak yolunu değiştirmesi de olası değildir artık. Arkadaşına verdiği sözü tutmamış olmanın utancıyla aklına ilk gelen bahaneyi uyduruverir; "Annem beni anneannemlere domates almaya gönderdi. Ondan sonra da yapmam gereken bir sürü iş var," Arkadaşına çit konusunda yardım edemeyeceğini de ekler. Neyse ki, Estela'nın babası boya almayı unuttuğundan çitlerin boyanması işi ertelenmiştir. Ancak Estela'nın başka bir konuda yardıma gereksinimi vardır.
"Eğer anneannenlere gidiyorsan, Bay Anselmo ve karısı Bayan Hiçbitmez'in evlerinin önünden geçeceksin demektir. Bu aleti onlara götürebilir misin? Babam onardı, eski bir radyo işte!" der Clara'ya.
Clara çaresiz kabul eder bu isteği ve koca paketi bisikletinin önüne bağlarlar. Irmağa giden en kestirme yoldan ayrılıp anneannesinin evine doğru gitmek zorundadır artık. Clara'nın bildiği kestirme yol uzar da uzar... Neredeyse tüm kasabayı dolanır tüm gün. Üstelik yükü de gittikçe ağırlaşır. Üstelik gün sonunda karşılaştığı manzara tüm gün pedal çeviren zavallı Clara'ya tam bir sürpriz olur.
Clara'nın bildiği kestirme yol neden ve nasıl uzadı? Sonunda onu bekleyen sürpriz neydi? Merak edip öğrenmek isteyenler için en kestirme yol kitabın sayfalarından geçiyor. İyi okumalar...

Cumhuriyet Kitap, 13 Kasım 2008, Söyleşi

"Çocuklar için iyi yazılmış yazınsal yapıtları, yetişkinlerin de zevk alarak okuyacakları iyi kitaplara dönüştürüp çocuklara sunmak... Türkiyemizin her yöresinde, çocukların / yetişkinlerin ellerinde, çantalarında kitaplarla dolaştıkları günleri yeniden yaşamak... Çocuk yazını alanında da, ülkemizin, yapıtlarına güvenilir, "iyi yayınevleri" arasında anılmak... istiyoruz."

Bu hafta penceremizde, Top Yayınları'ndan Özlem Tortop Akkaya, Ozan Tortop ve Yunus Bekir Yurdakul var:

Yayıneviniz Hangi Yılda kuruldu?
1985'te kuruldu. Sonraki her yıl, yeniden kurulmuş gibi kendini yenilemeye çalıştı.

Amacı neydi? Amacına ulaştı mı?
Yayınevimizin kuruluş amacı, kurucularımız olan Muhterem Hanım ve Ramazan Bey'in köy öğretmenlikleri döneminde yaptıkları ilkokuma-yazma çalışmalarını, kendi öğrencileri dışındaki çocuklara da ulaştırmak istemeleriydi diyebiliriz.
Kurucularımızın, verimliliğini öğretmenlik yaparken yıllarca sınadıkları, ancak eğitim yayıncılığında kategorisi bulunmayan çok sayıda projeleri vardı. Yayınevini kurup bu projeleri gerçekleştirmeleriyle eğitim yayıncılığında yeni kategoriler açılmıştır. Basılı ilk cümle fişleri, sınıf kitaplıkları için hazırlanan okuma sandıkları, birinci sınıf için artık vazgeçilmez olan set kavramını yayınevimiz oluşturmuştur. Bu ürünlerle ve ardıllarıyla, milyonlarca çocuğun okuma yazma öğrenmesine katkımız oldu.
Tüm bunları düşünürsek, kuruluş amacımıza ulaştığımızı söyleyebiliriz. Son iki yıldır, amacımızı ve kadromuzu genişlettik. İlkokuma-yazma kitapları dışında, nitelikli öykü ve masal kitapları, keyifli eğitim kitapları da hazırlamaya başladık. Çocuklara, onları televizyon ve oyun konsollarından biraz olsun uzaklaştıracak keyifli ürünler sunmayı hedefliyoruz.
Hep söylediğimiz gibi, yayınevlerini ya da kitapları değil, televizyon ve oyun konsollarını rakip olarak görüyoruz.

Yayında kaç kitabınız var? Bunlardan kaçı çocuk ve gençlik kitabı?
Yayında 150 kitabımız var. Bunların tamamı çocuk kitabı. Ancak soruyu "Kaçı çocuk yazını ürünü?" diye sorsaydınız, yanıtımız, " Yalnızca biri!" olurdu. Ötekiler ders kitapları ya da eğitime yardımcı kitaplardır.
Şu an hazırlığını sürdürmekte olduğumuz yaklaşık 30 çocuk yazını ürünümüz daha var. Önümüzdeki ekim ayında, bunların birçoğunu raflarda göreceksiniz.

Eğitim yayıncılığıyla çocuk yazını arasında nasıl bir birliktelik görüyorsunuz?
Bizce eğitim yayıncılığı sinemayla ne kadar yakınsa, çocuk yazınıyla da o kadar yakın. Ancak bu, iki kavramın birbirine uzak olduğu anlamına da gelmiyor.
Eğitimde kullanılan kaynakların içinde sinema da olabilir, yazın ürünleri de... Önemli olan hangi disiplinin kullanıldığı değil, nasıl kullanıldığıdır.
Sinema ya da çocuk yazınının eğitim için yaratılmadığını biliyoruz. Bu saptama, söz konusu kaynakların eğitimde kullanılamayacağı anlamına da gelmez.

Geçmiş yıllarda bir çocuk gazetesi çıkarmıştınız. Ne oldu ona?
Bu bizim, o dönem için, en büyük hayalimizdi:
Çocuk dergileri var, neden çocuk gazetesi olmasın?
Yaklaşık yirmi kişilik bir kadroyla, konu üzerinde uzun süre çalıştık. Kartopu Çocuk Gazetesi'ni yayımladık. Türkiye'nin yaklaşık altmış ilinde, kitabevi ve kırtasiyelerde gazetemizi satmaya çalıştık. Ancak projenin bir yıl içinde hedeflediğimiz bütçeyi, ikinci ayında harcayınca yedinci sayısında gazeteyi durdurmak zorunda kaldık.

Bugün en büyük düşünüz nedir?
Çocuklar için iyi yazılmış yazınsal yapıtları, yetişkinlerin de zevk alarak okuyacakları iyi kitaplara dönüştürüp çocuklara sunmak... Türkiyemizin her yöresinde, çocukların/yetişkinlerin ellerinde, çantalarında kitaplarla dolaştıkları günleri yeniden yaşamak... Çocuk yazını alanında da ülkemizin, yapıtlarına güvenilir, "iyi yayınevleri" arasında anılmak...

Gelen metinlerle ya da resimlerle ilgili en büyük sorununuz nedir?
En büyük sorunun kendimiz olduğunu söylemeliyiz.
Bize ulaşan metinleri, resimleri, çook çook, ama gerçekten birçok kez, gözden geçiriyoruz. Metin ya da resim, üzerinde yeterince emek harcandığında kolaylıkla düzeltilebilen şeyler. Ancak metin ya da resimle ne anlatıyoruz; asıl konu o.
Kitabın anlattığı, gerçekten anlatılmaya değer bir konuysa, bir ışık varsa, fikir iyiyse, uygulama işin daha kolay olan kısmıdır. Yazarı, çizeri, editörü, dosyanın kendisi motive ediyor ya da etmiyor. Biz motive eden, heyecan uyandıran dosyalar üzerinde çalışmayı seçiyoruz.

Hiç düzeltme yapılmadan kullanılan dosyalar oluyor mu?
Hiç olmadı. Olabileceğini düşünmüyoruz. Üzerinde emeğimiz olmadan bir kitabın bizim adımızla çıkması olası değil. Öyle olsa, 'yayıncı' değil 'matbaacı' olurduk. Bizim tercihimiz, her dosyanın üzerine titremek. Eğitimcinin, pedagogun incelemediği, editörün gözden geçirmediği, görsel yönetmenden onay almayan, en önemlisi maketini çocukların okumadığı kitapları yayımlamıyoruz. Bunca kişinin incelediği bir dosya, mutlaka değişikliklere uğruyor.

Yeni dosyalar, yeni yazarlar kabul ediyor musunuz? Size dosya yollamak isteyen yazarlar, hangi adresi kullansın?
Elbette kabul ediyoruz. Geceleri gizlice salıncağa binen yazarları, evciliğin ne olduğunu bilip arada kendini yeniden ona kaptıran çizerleri bekliyoruz.
İyi fikir sahipleri, bize www.top.com.tr adresinden ulaşabilirler.

Dosyasını geri çevirdiğiniz için sonradan pişman olduğunuz yazarlar var mı?
Hayır. Ne ki dosyasını geri çevirmediğimiz için pişman olduğumuz 'yazar'lar olabilir!

Yurt dışında yayımlanan çocuk ve gençlik kitaplarınız var mı?
Bu konuda çalışıyoruz. Yurt dışından kitap alıyoruz, ancak asıl istediğimiz yurt dışında kitap yayımlamak. Biz, kitabı satmaktan çok hazırlamayı seviyoruz. İlerleyen günlerde, hazırladığımız çocuk yazını ürünlerini yurt dışında bağlantılı olduğumuz yayınevleriyle paylaşmayı hedefliyoruz. Hazırladığımız ürünlerin kültürlerarası niteliklte olması için çalışıyoruz.

Teşekkür ederim.
Biz teşekkür ederiz, sevinç duyduk.

(Aytül Akal)

Cumhuriyet Kitap, 18 Eylül 2008, Emel Alp Sarı

Renk Sihirbazları

Bu haftanın renk sihirbazı Emel Sarı

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünden 2004'te mezun oldum. İki sene İzmir'de freelance olarak çalıştıktan sonra İstanbul'da Meram Yayıncılık'ta bir sene kadrolu çizer olarak çalıştım. 2005'te freelance illüstratör olarak çalışmaya başladım. Eşim Süleyman Ozan Sarı ile ağırlıklı olarak ilköğretim sektöründeki yayınevlerine tasarım ve çizimler yaparak çalışmaya devam etmekteyim.

Kitap resimlemeye ne zaman başladınız?
Resimlediğim ilk kitap 2001 yılında, illüstrasyon hocamız ve karikatürist olan Halil İbrahim Yıldırım'ın ışığında, staj yaparken basıldı. Prof. Dr. Tahsin Yılmaz'ın ve Rıza Akyüz'ün yazdığı "Nilsu Oynuyor Öğreniyor" adlı 10 kitaplık bu seri Bilyay tarafından yayımlandı. Bu kitap serisi ile çocuk kitapları dünyasıyla tanışmış oldum. Bundan sonra mezuniyet projem dahil olmak üzere geleceğe yönelik bütün planlarımı çocuk kitapları üzerinden yapmaya başladım.

Yarattığınız tipler var mı?
Farklı Yayıncılık için resimlediğim Hasan Kallimci'nin yazdığı "Mete'nin Dünyası" adlı seri içinde Mete isimli çocuk, İnkılap Yayınevi için resimlediğim ve Mustafa Bülbül'ün yazdığı "İyimser ile Gülümser" adlı serisi için İyimser adındaki bir serçe ile Gülümser isimli çocuk, yine Farklı Yayıncılık'tan çıkan Sevgi Şahin'in yazdığı Küçük Yazar adlı kitabın Yıldırım isimli kahramanını çizdim. Top Yayıncılık'tan çıkan Topses Tatil Çalışmaları'nın Arda isimli karakteri ve tabi ki resimlediğim ilk kitabın Nilsu isimli küçük kahramanını unutmayalım.

En severek resimlediğiniz kitap?
Okul bitirme projesi için resimlediğim ama basılmayan bir kitap olan "Bombi Müzik Ülkesinde" en çok zevk alarak resimlediğim kitaptı. Çünkü özgürce, istediğim gibi resimlediğim tek kitaptı.

En çok nereden esinleniyorsunuz?
Okul öncesi çocuklar için resimlemeyi daha çok sevdiğimden, bu yaştaki çocukların çizdikleri resimlerden çok güzel karakterler çıkabiliyor. Belki size komik gelebilir ama bazen tahta çatlaklarında, boyası kalkmış duvarlarda, orda burda oluşan lekeler dokulardan inanılmaz karakterler çıkabiliyor. Ama genelde çizdiğim tiplemeler, çocukluğumda beni çok etkileyen Uzun Çorap Pippi gibi haşarı oluyor.

Nasıl bir kitap hayal ediyorsunuz?
Öğrenciliğimden beri baskı resim tekniğiyle bir masal kitabı resimlemeyi çok istiyorum. Bir de hiçbir mesaj ve yönlendirme kaygısı olmayan, yurtdışında basılabilecek 3 boyutlu, pop-up bir kitap yapmayı çok istiyorum.

Elinize aldığınız metinde en çok neye dikkat ediyorsunuz?
Kopuk olmayan bir kurgu olması çok önemli benim için. Okuduğum kitabın mutlaka fantastik bir hikâye olması gerekmez elbette ama okurken merak duygusunu ve heyecanı hep yüksek tutmalı. Beni en çok soğutan şey, genelde her zaman akıllı, temiz, hep doğruyu yapan karakterlerin hikâyeleridir. Eğitim ve öğrenme kaygısının ağır basması kitabın sıkıcı olmasına sebep olabiliyor.

(Aytül Akal)

Radikal Kitap, 25 Temmuz 2008, Kaptan William Kidd'in Hazinesi

Eski zaman avcısı beyfendi
William Kidd’in hazinesine giden yol zorlu ve tehlikelerle dolu. İngiltere’den İskelet Adası’na kadar dokuz defa göreceksin dolunayı ve Ölü Kartal üç defa konuşacak. Altın ve gümüş ancak dokuzuncu ayında varırsan senin olacak.


Eski sandık görünümünde bir kutu çıktı postadan. Bakmayın sabırsız bir ruh gibi göründüğüme dışarıdan. Kendime bol buzlu bir vişneli gazoz yapacak kadar açmadım kapağını. Çektim altıma bir minder, salonun en açıklık ve esintili köşesine yerleştim, olasılıklarla dolu bu kutuyla ve gazozla. Kutunun üzerinde koca harflerle W.K. yazıyor. Sahibinin adının baş harfleri olacak, bir yerlerden çıkaracak gibiyim ama olmuyor. Açıyorum kapağını kutunun, eski el yazmaları, haritalar ve heyecan verici bilumum zımbırtılarla ağzına kadar dolu. Şikâyetim yok bu sürprizlerden ama, bana gönderilmesinin sebebi ne olabilir? Bir iş var işin içinde belli…
Meğer John adında bir harita avcısının kaleme aldığı bir kitapmış kutudaki. John bey’in bu hikâyeyi yazma sebebi, Londra’da bir sahafta tesadüfen bulduğu deri bir paket. Paket, üzerinde silik denizci arması ve korsanlık simgelerinin yer aldığı resimlerle, daha başından kuvvetli bir merak uyandırıyor. İçinden de “Jack Ward’ın Günlükleri, Kaptan William Kidd’in Hazinesi’nin Peşinde Bir Maceradan Notlar” başlıklı yıpranmış sayfalar çıkıyor.
John Bey, bu sayfaları okumakla kalmıyor, biraz kararlılık ve araştırmayla, Kaptan William Kidd adında bir denizcinin 1701’de idam edildiğini öğreniyor. (Yalan da değil hani, on yedinci yüzyıl bu isimde bir kaptanı not düşmüş gerçekten de tarihin sayfalarına).
Londra’daki İngiliz Müzesi’nde bulduğu resmi belgeler ve paketten çıkan günlüklerin yardımıyla, işte bu sandık görünümlü kutu görünümündeki (!) kitabı yazıyor Bay John. Ve bana soracak olursanız şahane bir iş yapıyor. Nasılına geleceğiz az sonra! Öncelik bizim eski zaman avcısı John’un anlattıklarında. Kaptan Kidd idamından bir süre önce güvendiği tek adamı olan Ned Ward'a bir pusula hediye ediyor ve günü geldiğinde, onun için dünya da hiçbir şeyin gemisinden daha değerli olmadığını hatırlamasını istiyor. Kaptan Kidd idam ediliyor; Ned kaptanın hediye ettiği pusula, kurduğu tuhaf birkaç cümle ve yine Kaptan’ın hediyesi olan boş bir sandıkla evin yolunu tutuyor. Her kaptan/korsan gibi Kaptan Kidd’in de bir hazinesi var ve bunu bulmak dede (Ned), torun (Jack) Ward’lara düşüyor.

Sürprizle Dolu Bir Kitap
Okuyucunun macerası da işte tam bu noktada başlıyor. Çünkü kitabın kendisi, anlattığı hikâyenin yanı sıra bir dolu sürpriz içeriyor. Ağzı mühürlü, içinden ipuçları (ya da bazen kafa karıştırıcılar) çıkan zarflar, el yazması günlükler ve mektuplar, boy boy, renk renk resimler, gizemli haritalar, tuhaf mesajlar… Kitaplar içinden haritalar çıkmasına en alışkın ruhlar için bile şaşırtıcı, neşe verici ve oyuncaklı bir dünyanın kapıları açılıyor Kaptan William Kidd’in Gizli Hazinesi’nin sayfalarında.
Bir yandan dedeyle torunun Kaptan Kidd’in hazinesini bulmak uğruna yaşadıklarına tanık oluyor, bir yandan da ipuçlarını çözmeye çalışarak, onlarla birlikte hazinenin nerede olduğunu bulmaya çalışıyorsunuz. “William Kidd’in hazinesine giden yol zorlu ve tehlikelerle dolu. İngiltere’den İskelet Adası’na kadar dokuz defa göreceksin dolunayı ve Ölü Kartal üç defa konuşacak. Altın ve gümüş ancak dokuzuncu ayında varırsan senin olacak.” diyor kaptan ama bu zorlu yolculuğun ne matrak ve eğlenceli olduğunu değinmeyi ihmal ediyor (Eh! Onu da kararlı okuyucusuna bırakıyor herhalde.)
Her eve lazım, tam koleksiyonluk bir kitap Kaptan William Kidd’in Gizli Hazinesi. İnsanın kitap merakını, eşyayı kurcalama merakını, oturduğu yerde müthiş maceralar yaşama arzusunu, yaratıcılığını doyuran, keyfini kamçılayan bir tasarım harikası. Kaçarsa yazıktır! (Ama benden söylemesi, hazineyi bulmama ramak kaldı. Karşılaşacak olursak hazinenin civarında, paylaşırız kozlarımızı da!)

(Aslı Tohumcu)

Cumhuriyet Kitap, 3 Temmuz 2008, Kaptan William Kidd'in Hazinesi

Kaptan William Kidd'in Hazinesi var elimde. Hazine nerede dersiniz? Sandıkta elbette! Top Yayıncılık'ın sandık görünümlü orijinal kutusuna koyduğu kitap, kaptanları ve mürettebatıyla yanı başımızda. Çocukluğumda Define Adası'na gitmemiş olsam (belki inanmazsınız ama kitabı okurken ben gitmiştim o adaya), Peter Pan'ın korsanlarla yaşadığı o inanılmaz maceraya katılmamış olsam, belki de inanmayacaktım bu korsan hikâyesine. İçimden bir ses dedi ki; "İnansan çok iyi olur, çünkü hazineyi elinde tutuyorsun!" Her zaman, korsan gemilerinde tayfa alımları kurallara göre yapılır; neyse ki korsan kitaplarının okurları için tek kural geçerli, macerayı sevmek!
Bizi bekleyen, gerçek ve gerçeküstü kurgunun başarıyla harmanlandığı, etkileyici bir yolculuk. Yazar Londra'da sahaf gezip eski elyazması haritalar ararken deri kaplı küçük bir paket dikkatini çeker. Paketin ön kapağında bir denizci arması vardır. Armanın altındaki solmuş kafatasını farkettiğinde de hiç duraksamadan paketi açar. İçinden çok eski olduğu bir bakışta anlaşılan sayfalar çıkar. Birinin üzerinde "Jack Ward'ın Günlüğü. Kaptan William Kidd'in hazinesinin peşinde bir maceradan notlar" yazmaktadır. Yazar bu paketi hemen satın alır. Bir yıl sonra arşiv dosyalarını incelerken William Kidd adında bir denizcinin öldürülmesiyle sonuçlanan bir davanın detaylı tutanağına rastlar. İlgisini çektiği için inceler. Bilgiler, onun bir yıl önce aldığı o günlüktekilere çok benzemektedir. Bu benzerliklerin tesadüf olamayacağına karar verir ve o günden sonra William Kidd'in hayatıyla ilgisi olabilecek bütün harita ve elyazmalarını incelemeye alır. Elimizde tuttuğumuz kitap Jack Ward'ın günlüğü ile desteklenmiş heyecan dolu bir hikâyedir.
William Kidd, on altıncı yüzyılda doğmuş. Tarih kitaplarında verilen bilgiye göre, İngilizler için Fransızlara karşı savaşmış ve ünlenmiş. Kral tarafından korsanlığı önlemekle görevlendirilmiş. Fakat kısa süre sonra William Kidd, belli başlı korsanlarla anlaşarak takma adlarla kendisi korsanlık yapmaya aşlamış. Zaman içinde Hint Okyanusu'nun en azılı korsanlarından olmuş. İngiliz hükümeti tarafından Amerika'da yakalanarak ölümle cezalandırılmış. Geçmiş zamanın bu heyecanlı hikayesinin tarih kitaplarında anlatılmayan bölümü Kaptan William Kidd'in Hazinesi kitabında anlatılmış. Kaptan William Kidd, Johny Deep'in canlandırdığı "Karayip Korsanları" filmine de esin kaynağı olmuş.
"1931'de Hubert Palmer adında biri, bir antikacı dükkânından üzerinde 'Kaptan William Kidd'in sandığı" yazısını taşıyan bir sandık satın almış. Antikacı, Kaptan Kidd'in idamının öncesinde sandığını, tayfanın geri kalanıyla beraber affedilen en sevdiği adamına verdiği ve sandığı adamın Ward adındaki torunundan satın aldığını iddia ediyormuş. Palmer korsanlarla ilgili her şeye çok büyük zaafı varmış. Sandığı incelediğinde altının sahte olduğunu fark etmiş ve altını kaldırdığında bir ada haritası bulmuş. Haritanın başlığı 'İskelet Adası'ymış. Kidd'den miras kalan şeyler arasında elindekine benzer haritalar geçmesine rağmen, Palmer adanın yerini hiçbir zaman bulamamış gibi görünüyor. Gerçekten de, Kidd'in masasının gizli bir bölmesinde ve bir dikiş çantasının altında (her ikisi de birkaç yıl sonra satın alınmış) bulduğu haritaların her ikisi de tıpatıp bu haritanın aynısıymış. Bu belgelerin her ikisinde de Kaptan Kidd'e ait olduklarını belirten birer işaret varmış." (s.21)
Sözü edilen haritanın çizimleri, diğer sürprizler, kitabın kışkırtıcı tasarımı çok başarılı. Satırlar arasında karşımıza çıkıveren gizemli zarfların içinden ne çıkacağını kim bilebilir? Yayınevinin yanlışlıkla sayfalar arasında unutuverdiği el yazısı mektupları ünlü bir korsan yazmış olmasın! Giz dolu, eğlenceli, bulmaca ve şifre çözerek ilerleyebileceğimiz bu yolculuğun sonunda bizi ne bekliyor? Hazinenin peşine düşen Jack ve Ned hazinenin tümüne ulaşabilecekler mi? Yoksa Karayip Denizi'ndeki küçük bir kara parçasında bu kitabın okurlarını bekleyen bir şeyler mi kaldı?
Tarih boyunca korsanların varlığı sürdükçe onların kulaktan kulağa anlatılan hikâyeleri hiç bitmemiştir. Onların nasıl ortaya çıktığı, kendilerine nasıl adam topladıkları, gemilerle nerelere niçin gittikleri, topladıkları ganimetleri nasıl paylaştıkları gibi pek çok soru, hikayelerin esin kaynağı olmuştur. Korsanlar eski zamanlara ait efsanevi yaratıklar değil, tarihe izlerini bırakmış, denizlerin hâkimleridir. Onlarla ilgili bilinmeyenler günümüzde bile edebiyatta, sinemada, müzikte insanoğlunun esin kaynağıdır.
1967 Çek Cumhuriyeti doğumlu yazar Oldrich Ruzicka'nın çocuk ve bilişim konusunda pek çok kitabı var. Bu kitaplar pek çok yabancı dile çevrilmiş. Yazarın içtenlikli dilinin çevirmen tarafından kolaylıkla yakalanmış olması da okur için bir kazanç. Oldrich Ruzicka öyküyü anlatırken kahramanlara farklı açılardan bakma olanağı tanıyor. Kimi zaman mizahi anlatımı yeğlemesi, sonra birden ciddi düşüncelere dönmesi Çek edebiyatçılarında sıklıkla gördüğümüz bir tavır. Yazar anlattığı her şeyi sahnelere dönüştürmüş; o tablonun içindeymişsiniz gibi heyecan verici ve canlı. Bu anlatıma kitabın resimleri de destek olmuş. Genç kuşak Çek illüstrasyon sanatçısı olan Jan Klimes 1980 doğumlu. Güzel sanatlar eğitimi alan sanatçının yurtiçi ve dışından çok sayıda ödülü var. Kitaptaki tablo güzelliğindeki resimler okurun resim sanatıyla da buluşabilmesini sağlıyor. Korsanlar niçin küpe takar, korsan bayrağında hangi işaret neyi simgeler... gibi soruların yanıtlarını da öykünün içinde buluyorsunuz.
Daha önce eğitim yayıncılığı alanında tanıdığımız Top Yayıncılık'ın çocuk kitapları dizisinden çıkan ilk yapıt Kaptan William Kidd'in Hazinesi, çocukların yüreğinde kısa sürede yerini alacak gibi görünüyor. İyi okumalar!

"Kaptan William Kidd'in Hazinesi, Oldrich Ruzicka, resimleyen: Jan Klimes, Türkçeleştiren: Deniz Resul, Top Yayıncılık, 2008, 55 s. (8+ yaş.)

(Mavisel Yener)

Cumhuriyet Kitap, 26 Haziran 2008, Harflerin Şarkısı - Tatil Çalışmaları

Tatil sevinciyle harfler bile şarkı söylüyor!

Harflerin Şarkısı, Necati Yıldırım, Top Yayıncılık, 2008, 128 Sayfa, Resimleyen Mustafa Delioğlu (7 yaş) / Tatil Çalışmaları, Top Yayıncılık, 2008 (7-9 yaş)

Top Yayıncılık, 23 yıldır yardımcı ders kitapları ve okuma setleriyle eğitimcileri ve öğrencileri sevindiriyor. MEB öğretim programlarına destek veren yardımcı ders kitaplarına ve eğitim materyallerine TOPSES Tatil Çalışmaları kitapları da eklenmiş. 1., 2. ve 3. sınıflar için hazırlanan Tatil Çalışmaları, öğrencilerin yıl içinde öğrendiklerini eğlenceli yollarla tekrar etmesini amaçlıyor. Tatil kitaplarında neler yok ki! Bilmeceler, bulmacalar, oyunlar, resim ve yazı çalışmaları, çizgi romanlar, öyküler... Her sınıfın kitabı farklı temaları ele alan sekiz fasikülden oluşuyor. Tatilin her haftası için bir fasikül. Fasiküldeki öyküler iki ailelerin sekiz hafta sürecek olan tatil serüvenini anlatıyor. Seçilen konular maketli, çıkartmalı, takvimli etkinliklerle destekleniyor.
Tatil Çalışmaları, yazılarından tasarımına kadar kalabalık bir ekip çalışmasının ürünü. Devrim Akkaya, Özlem Tortop Akkaya, Devrim Dikkaya, Muhterem Tortop, E. Pınar Ayçiçek, Ramazan Demirci, Muammer Sakaryalı, Ramazan Tortop, Necati Yıldırım, Hüseyin Yurttaş, Hande Dilek Akçam, Emel Alp Sarı, Mete Erden, Sadık Pala, Ozan Sarı, Rifat Kırıtoğlu, Figen Önder ve Ozan Tortop'un özenli çalışması her sayfasında hissediliyor.
Tatil Çalışmaları'nın içinde veliye yönelik hazırlanmış bir yönerge kitapçığı da var. Bu kitapçıkta, fasiküllerin, çalışma takviminin, çıkartmaların, kimlik kartı ve ek etkinliklerin nasıl kullanılacağı velilere anlatılıyor... Yaz tatili çok eğlenceli geçeceğe benziyor!
Harflerin Şarkısı da Top Yayıncılık'ın kitaplarından biri. Necati Yıldırım'ın hazırladığı kitabı Mustafa Delioğlu resimlemiş. Bu kitaptaki harfler hem şarkı söylüyor hem de Delioğlu'nun renkli fırçası üzerinde dans ediyor. Harfleri anlatan şiirlerden oluşan her bölüm şiire uygun etkinliklerle destekleniyor. Harflerle yeni tanışan çocuklar için eğlenceli bir kitap.
Top Yayıncılık'ın web sayfasına www.top.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Tatil Çalışmaları kitapları için özel bir web sayfası tasarlanmış. Alıştırmaların ve sesli oyunların yer aldığı ve çocukların birbiriyle haberleşebildiği etkileşimli bir sayfa:
www.tatilcalismalari.com

(Nilay Yılmaz)

Radikal Kitap, 13 Haziran 2008, Tatil Çalışmaları

Karnelerin Dumanı Tüterken
Uçuk kaçık bulmacalar, kelime avları, nefes kesen testler… eğlenceli tatil kitapları çeşitli
oyunlarla, öğrencilerin yıl içinde edindiği bilgileri ders havasından uzak bir şekilde tekrar etmesini sağlıyor.

Tatil çalışması diye bir kavram var; ezel elbet sevmemişimdir. Bir kere, daha adından başlayarak kendiyle çelişen bir kavramcağız. Tatilin olduğu yerde çalışma, çalışmanın olduğu yerde tatil nasıl olur; hiç aklım almaz, cin çarpmışa dönerim.
Ben de (bir çocukluk evresinden geçtim doğal olarak, bu hale gelmeden) bir takım okullara gittim. Zorunlu eğitimin beş yıl olduğu güzel günlerdi aslında o günler; gelgelelim, bizimkiler bu işi sadece beş yılda bitirmemeye ciddi şekilde kararlıydılar. Onların iki yetişkin oyuna karşılık ben daha 'fasülye'ydim; dolayısıyla kalplerinde doktor ya da öğretmen kızlarının hayaliyle Bursa'nın özel okullarından birine yazdırdılar beni. Cumartesi ve pazar günleri bile öğlene kadar okula gidip test çözdüğümüz, konu tekrar ettiğimiz bir okuldu burası. Yaz tatillerinde çözeceğimiz testler için, yapraklarında rakamların yanında sadece harf yazacak kadar boşluk bulunan özel baskılı defterlerimiz bile vardı. Beş şıklı sınavlarda tek seçenek kazanmaktı. Bahçede ağaçların yeni açmış çiçeklerinde hayale dalmak elbette yasaktı.
Bazı şeyler genel olarak değişmiyorsa da, eğitim hayatım eski Türk filmleri tadında geride kaldı artık. Unutma kapasitemin de ezberim kadar iyi olduğunu gördüğüm yıllar içinde; kullanılmayan her bilgi zaten unutulmaya mahkûmdur. Öğrenmenin eğlenceli olduğunu ise yetişkinlik hayatımda keşfettim. Kendi saklambaçlı kukalı çocukluğuma toz kondurmam, ama bugünün imkân ve araçlarına sahip bir çocukluğu da şanslı sayıyorum. Yeni neslin şanslarından biri de, kitabı ve çalışmayı sevdiren, çalışma kavramını güzel vakit geçirmekle aynı sepete koyan tatil kitapları bence.
Bakmayın siz benim bu okul anarşisti, tembel teneke pozlarıma, yaz tatilinin nasıl geçirildiği özellikle eğitimin sürekliliği açısından önemli. Çocuk tatil süresince eğlenip coştuğu gibi, yıl içinde öğrendiklerini de sistemli bir şekilde tekrar etmeli ki, bir üst sınıfa boş teneke olarak geçmesin!
Şöyle ki: Eğitim bilimciler, ilköğretimin ilk yıllarının, çocukların kavram gelişimi, kendini ifade etme, bir gruba ait olma isteği, etkin düşünme, birey olduğunu fark etme, iletişim kurma vb. temel özelliklerinin kazandırılması açısından en önemli dönem olduğunu; temeli ne kadar sağlam atarsak çocukların da ileride o derece mutlu ve başarılı olacaklarını vurguluyorlar.
....
Ders kitapları ve yardımcı kitaplarıyla tanıdığımız Top Yayıncılık'ın uzman eğitimciler ile çocuk edebiyatı yazar ve çizerlerinden oluşan bir kadroyla hazırladığı Tatil Çalışmaları kitapları ise ilköğretim 1, 2, ve 3. sınıf öğrencilerini hedefliyor.
Her biri (yıl içinde öğrenilen sekiz temayı kapsayan) sekiz fasikülden oluşan bu kitaplarla, çocuğunuz tatilin sekiz haftasını, sınıfına uygun konuları, yeni eğitim programına uygun tekniklerle tekrar ederek geçirebilir. Top Yayıncılık tatilin ilk haftasını okul yorgunluğunu atmak, son haftasını da yeni eğitim öğretim yılına hazırlanmak için serbest zaman olarak bırakmış. Her kitapla birlikte gelen takvim, çocuğunuzun bu çalışmayı planlamasına yardımcı olmak için. Her fasikülde yer alan çıkartma, kart ya da aktiviteler ile çizgi romanlar da ödüllendirme ve eğlendirme amacına yönelik.

Meraklı bıdıkların ağzına layık
Ders ve öykü kitaplarının özeliklerini buluşturan Tatil Çalışması kitapları, devamlılığı olan öyküler ve bu öykülerin kahramanlarıyla oluşturulan bilmece, oyun ve etkinlikler sayesinde, öğrencilerin yıl içinde edindiği bilgileri ders havasından uzak bir şekilde, oyun veya etkinlikler içinde tekrar etmesini sağlıyor. Bu tekrarı yaparken el becerilerini ve yaratıcılığını geliştirmesini de göz ardı etmiyor.
Top Yayıncılık’ın önerisi, Tatil Çalışmaları setinin bütün fasiküllerini çocuğa bir defada vermemek ve sağlıklı bir tekrar için önerilen çalışma takvimine sadık kalmak. Yani eğlence-öğrenen dengesi kadar sistematik olmak da önemli. Çocuklarla birebir ilişki kuran, bunu da içten bir dille yapan 2., 3. ve 4. Sınıfa geçenler için Tatil Çalışmaları kitaplarındaki etkinliklerin bir de web sitesi var. Çocuklar yaptıkları etkinlikleri www.tatilcalismalari.com adresine göndererek yaşıtlarıyla paylaşabiliyor.

(Aslı Tohumcu)

Radikal Kitap, 18 Nisan 2008, Harflerin Şarkısı

Harflerin şarkısı, harfler üzerine çocuklar için yazılmış birbirinden güzel, çocuk gibi şiirlerden oluşuyor. Çocuklar bu şiirlerle harflerin büyülü dünyasında eğlenceli bir geziye çıkıyorlar. Bir şiirde Ankara’da gezerken bir başka şiirde harf doktoruyla tanışıyorlar.
Sürprizlerle dolu bu şiirlerle birlikte yapılandırıcı yaklaşıma uygun tekniklere de yer verilmiş. Çocukların anlama, sorgulama, ilişki kurma, eşleştirme, görsel okuma ve görsel sunu gibi zihinsel becerilerini geliştirecek bu etkinlikler eğlenceden uzak değil.

 
İçeriğe ulaşmak için lütfen tıklayarak tabları açınız.